Şahin ATABEK

22 Mart 2012 Perşembe





Yalan tarihle nereye kadar?
Geçen asrın ilk çeyreğinde Cihan Devleti’miz yıkılmış ve yerine
Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Yeni kurulan devletin, özellikle çanak
yalayıcıları; kraldan daha fazla kral kesilerek: “Kahrolsun eskiye ait ne varsa!
Yaşasın yeniye ait olanlar ve olacaklar!” demeye başladılar. Hem de nerede;
biliyor musunuz sevgili okuyucularım? Meclis’in çatısının altında.. Köksüzlerden
oluşan bir yığın meb’us; Meclis kürsüsüne çıkarak, başta Fatih Sultan Mehmed Han
olmak üzere bütün Osmanlı sultanları, ağza alınmaz hakaretlerle karalanıyor ve
sözüm ona tarihin çöplüğüne atılmak isteniyordu. Eskiye ait ne varsa
yekûnunu inkâr-iptal ve istiskalle işe başlanmış ve bu cümleden olarak; mahut ve
meş’um 1017 sayılı kanun çıkarılmıştı. Bu kanuna göre; eskiye ait ne kadar resmî
bina (okul, hastane, valilik, kaymakamlık, mahkeme, üniversite vb.) varsa;
bunlar padişah tuğrası ve eski yazıyla kitabe ihtiva ediyorsa, bütün hepsi
kazınıp yok edilecek veya binaları yıkılıp yer ile yeksan edilecekti!
Tarihçi-yazar Osman Öndeş’in pek yerinde tespiti ile; “Bu kanuna göre
İstanbul Valiliği yanlış binada icra-i faaliyette bulunuyor. Ya bu kanun
yürürlükten kaldırılmalı veya İstanbul Valiliği o binadan taşınmalıdır!” Ama,
burası Türkiye diyorsanız; o başka!.. Toprağı bol olsun, müteveffa Zakaryan
Kalfa, babama anlatmıştı: “... Gizli emir Ankara’dan gelmişti. Bu pis iş için
Ermeni usta ve işçiler seçilmiş ve görevlendirilmişti. Bizler gizlice kilisede
toplanıp durumu müzakere ettik. Bu emre uyarsak, bu yazıların sahipleri günün
birinde gelip Ermenilerden hesap sorarsa ne yaparız?! Uzun konuşmalardan sonra
çözümü bulmuştuk; yazı ve tuğraların üzerleri sıva ile kapatılacak; vakti
gelince üzerleri kazılıp alttaki yazılar ortaya çıkarılacaktı. Öyle yaptık. Ama,
Kağıthane boyunca onca köşklerin, kasır ve sarayların bir cm kalınlığındaki
buzlu camlarını balyozlarla kırıp tarumar etmemizi ve o tarihî eserlere nasıl
kıydığımızı anlatamam!” Ecdadını inkârla işe koyulan ve onlara küfretmeyi
maharet bilen onca köksüz ve yüreksiz insanın, bunca kini nerelerine
sığdırdığını doğrusu merak etmemek mümkün değildir!(Fuat BOL)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder