Şahin ATABEK

30 Nisan 2012 Pazartesi



İşte Holding Paşaları...


28 Şubat sürecinde holdinglere kapağı atan paşalar ve istihdam ettikleri bu paşaların nüfuzunu kullanarak servetlerini katlayan holdingler hangileri? İşte cevabı...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, önceki gün MÜSİAD Genel Kurulu'nda, askeri müdahalelerin ardından bazı kesimlerin vurgun yaptığını ihbar ederek, “Acaba kimler burada vurgunu vurdu? O vurgunu vuranlar hesaba çekilmeli. Suç duyurusu yapıyorum burada” demesi, 28 Şubat sürecinde holdinglere kapağı atan paşaları ve istihdam ettikleri paşaların nüfuzunu kullanarak servetlerini katlayan holdingleri hatırlattı.
Holdinglerde görev yapan emekli paşalar ile ilgili yaptığımız araştırmada ilginç sonuçlara ulaştık. Araştırmada, Türkiye'nin önde gelen her holdinginde en az bir emekli paşanın görev yapması dikkat çekiyor. Holdinglerin yanı sıra batık banka patronlarının da, emekli paşaları zor durumdaki bankalarına paravan olarak kullanarak vatandaşlardan mevduat toplamaya devam ettiği gerçeği hafızalardaki yerini koruyor.
22 BATIK BANKANIN 50 MİLYAR DOLAR ZARARINI HALK ÖDEDİ
1999-2001 döneminde Türkiye'de tam 22 banka battı. Emekli paşaların kapak attığı bankaların batışıyla birlikte ortaya çıkan 50 milyar dolarlık zararı Türkiye Devleti Hazinesi karşıladı. Milletin verdiği vergilerden oluşan Hazine'den aktarılan paralarda karışlanan zararların Türkiye ekonomisine verdiği zararın etkileri uzun yıllar sonra ancak atlatılabildi. Bu büyük zararın yanı sıra 28 Şubat'ın müdahalesinin etkisiyle İMKB'de işlem gören şirketlerin hisselerinde yaşanan düşüşten kaynaklanan toplam kayıplar ise 20 milyar dolar olarak tarihe geçti.
ÖNCE DARBE, SONRA HOLDİNG
Yönetim kurulu üyeliklerinde ve üst düzey yönetiminde paşaların yer aldığı holdingler arasında; Nergis Holding, Yaşar Holding, Profilo Holding, Sabancı Holding, Doğuş Holding, Park Holding, Alarko Holding, Profilo Holding, Koç Holding ve HEMA Holding başı çekiyor. Holdinglerin yönetimine giren paşaların büyük bölümünün, ya 12 Eylül askeri darbesinin ya da 28 Şubat sürecinin aktif isimleri olması dikkat çekiyor. İşte holdinglerde görev yapan emekli paşaların listesi:
HANGİ PAŞA NEREDE?
TEOMAN KOMAN: Jandarma eski Genel Komutanı olan Koman, halen İnterpol tarafından kırmızı bültenle aranan Cavit Çağlar'ın şirketi olan Nergis Holding'te uzun süre yönetim kurulu üyeliği yaptı.
MUHİTTİN FİSUNOĞLU: Kara Kuvvetleri eski Komutanı olan Fisunoğlu emekli olduktan sonra batık bankalardan Sümerbank'ta yönetim kurulu üyeliği görevine getirildi. Fisunoğlu hakkında Sümerbank yönetim kurulu üyeliği nedeniyle İstanbul DGM tarafından dava açıldı.
VURAL BEYAZIT: Emekli orgeneral Beyazıt, MİGROS'ta da yönetim kurulu üyeliğini yaptı.
KEMAL YAVUZ: Harp Akademileri eski Komutanı olan emekli Korgeneral Kemal Yavuz, emekli olduktan sonra MARET'te yönetim kurulu üyeliği görevine getirildi.
AHMET ÇÖREKÇİ: Hava Kuvvetleri eski Komutanı olan Çörekçi, Park Holding'in sahibi Turgay Ciner'in devletten ihale ile aldığı HAVAŞ'ın yönetim kurulu üyeliğini yaptı. Çörekçi kamuoyundan gelen tepkiler üzerine HAVAŞ'taki görevinden istifa etmişti.
GÜVEN ERKAYA: Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Erkaya, kanserden vefat ettiği tarihe kadar Koç Üniversitesi mütevelli heyeti üyeliği yaptı. Erkaya, Anasol-D hükümetinin Başbakanı Mesut Yılmaz'a da danışmanlık yaptı.
DOĞU AKTULGA: Bir dönem Ege Ordu Komutanlığı yapan Aktulga, Ergenekon'un firari sanığı Bedrettin Dalan'ın sahibi olduğu İstek Vakfı'nın kurduğu Yeditepe Üniversitesi'nde uzun sure mütevelli heyeti üyeliği yaptı.
BÜLENT ULUSU: 12 Eylül darbesinin ardından darbeciler tarafından başbakanlığa getirilen Bülent Ulusu da, tıpkı Doğu Aktulga gibi kaçak olarak kurulan Yeditepe Üniversitesi'nde mütevelli heyeti üyeliği yaptı. Ulusu aynı zamanda AKSA Holding yönetim kurulu üyeliği görevinde de bulundu.
SÜREYYA YÜKSEL: 12 Eylül sonrasında Ege Ordu Komutanlığı yapan Orgeneral Süreyya Yüksel, emekli olduktan sonra Yaşar Holding'te danışman unvanıyla görev yapmaya başladı.
İSMAİL HAKKI AKANSEL: 2. Ordu Komutanı'yken emekli olan Orgeneral İsmail Hakkı Akansel, PETKİM'de danışma kurulu üyesi olarak görev yapmaya başladı.
HALİL SÖZER: 1983-1986 yılları arasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapan, 1986 senesinde de emekli olan Sözer, Borusan Holding'de yönetim kurulu üyeliği yaptı.
SABRİ DELİÇ: İshak Alaton'un sahibi olduğu Profilo Holding'in Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan Deliç, bir süre Maltepe Üniversitesi'nde de mütevelli heyet üyeliği yaptı.
İBRAHİM ŞENOCAK: Orgeneral İbrahim Şenocak emekli olduktan sonra bankacılığa soyundu. Şenocak, Etibank Dinç Bilgin'e devredilmeden önce bankanın yönetim kurulu başkanlığını yapıyordu.
SERVET BİLGİ: Orgeneral rütbesinde emekli olan Servet Bilgi, emekli olduktan sonra PTT Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundu. Bilgi, PTT'deki görevinin ardından, BEKOTEKNİK A.Ş. yönetim kurulu üyeliği yaptı.
HOLDİNGLERDE GÖREVLİ DİĞER EMEKLİ PAŞALAR İSE ŞUNLAR
Vecihi Akın (Emekli Orgeneral): AKSİGORTA yönetim kurulu üyeliği.
Şeref Akıncı: (Emekli Orgeneral): Doğuş Holding yönetim kurulu üyeliği
Nazif Oka: (Emekli Orgeneral) HEMA Holding yönetim kurulu üyeliği
Fevzi Aysun: (Emekli Korgeneral): Derborsa yönetim kurulu üyeliği
Tevfik Alpaslan (Emekli Korgeneral): ALTAY Şirketler Grubu yönetim kurulu üyeliği
Cemil Mete (Emekli Tümgeneral): MİNEX Savunma Sanayi yönetim kurulu üyeliği
Tanju Erdem (Emekli Tümgeneral): Yaşar Holding danışmanlığı
Fikri Topsever (Emekli Tuğgeneral): AKSA Holding Personel Müdürlüğü.
Sezer Bilgili (Emekli Tuğgeneral): Pamukbank denetçiliği
Şahap Ar (Emekli Tuğgeneral): ALARKO Holding yönetim kurulu üyeliği
Sıtkı Günday (Emekli Tuğgeneral) OTOMARSAN Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği.
Orhan Köker (Emekli Tuğgeneral) Profilo Holding müşavirliği
Yılmaz Oral (Emekli Tuğgeneral): HEMA Holding yönetim kurulu üyeliği
Kamuran Gümüşsoy (Emekli Tuğgeneral): GİMA yönetim kurulu üyeliği
12 EYLÜL CUNTASININ PAŞALARI DA AYNI YÖNTEME BAŞVURMUŞ
TURGUT SUNALP: Harp Akademileri Komutanlığı görevini yaparken emekli olan Sunalp, 12 Eylül askeri darbesinin ardından 1983 senesinde Milliyetçi Demokrasi Partisi'ni kurdu. Partinin kapanmasının ardından Sunalp uzun süre NETAŞ ve Garanti Bankası yönetim kurulu üyeliği yaptı. Sunalp, öldüğü 28 Ağustos 1999 tarihine kadar holding yöneticiliği görevini sürdürdü.
SEMİH SANCAR: Kenan Evren'den önce Genelkurmay Başkanlığı yapan Semih Sancar, emekli olunca holding yöneticiliğine soyundu. Sancar, Sabancı Grubu'nun bankası Akbank'ta uzun süre yönetim kurulu üyeliği yaptı.
ADNAN ERSÖZ: MİT eski müsteşarlarından Adnan Ersöz de emekli olduktan sonra holding yöneticiliği yapanlar arasında yer alıyor. 1981 senesinde emekli olan Ersöz, vefat ettiği 1991 senesinde kadar İşbankası yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı.(Akit)
 

15 Nisan 2012 Pazar







Bir 28 Şubat icraatı daha...
Kesin olarak bilmesem ve inanmasam bu yazıyı yazmazdım. 28 Şubat madem yargılanıyor,...28 Şubat madem yargılanıyor, bütün gerçeklerin ortaya çıkması tüm toplumun yararınadır.İşte şimdi 28 Şubat'ın bilinmeyen bir tarafını daha açıklıyorum Yeni Asır'daki köşemde.Herkesin bildiği bir gerçek, 28 Şubat'ta hangi taşı kaldırsan altından şimdi hayatta olmayan devrin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya çıkar.28 Şubat'ın yasadışı örgütlenmesi Batı Çalışma Grubu onun komutanlığında kuruldu.Kamuoyuna en sivri açıklamaları o yaptı.Hükümeti MGK'da ve dışarda en fazla o tehdit etti.Başbakan'ı rakı muhabbetiyle küçük düşürmek için özel bir çaba gösterdi.MGK'da Başbakan Erbakan'a nasıl el hareketleri yaptığını aynı kurulun üyesi Meral Akşener'den dinledim ben.Güven Erkaya öldü gitti, eğer hayatta olsaydı onun sicilini biraz daha açardık ve kendimizin batırdığı Kocatepe muhribinden başlardık.
Güven Erkaya 28 Şubat'ın en militan generaliydi.28 Şubat evrakının yıllar sonra Gölcük Donanma Üssü'nden çıkması tesadüfü değildir.Ama General Erkaya'nın marifetleri sadece 28 Şubat'ta yaptıklarıyla da sınırlı değil.Daha komutanlıktan ayrılmadan 28 Şubat sonrası için çalışmalar da yapmıştır.Bu çalışmalardan birisi de Atatürkçü Düşünce Derneği'nin yurt sathında ve Avrupa'da örgütlenmesidir.Bu çalışmaları bilin bakalım hangi parasal kaynağı kullanarak yaptı Güven Erkaya?Genelkurmay Başkanlığı'nın terörle mücadele için ayırdığı yasal ve örtülü kaynakları kullanarak.Milyonlarca lira kaynak kullandı bu hesaplardan Atatürkçü Düşünce Derneği kurmak için.Bu çalışmalar için Avrupa'ya gitti. Orada kurulan derneklerin hepsi Güven Erkaya tarafından kurulmuş ve finanse edilmiştir.Ta ki General Karadayı'nın yerine Hüseyin Kıvrıkoğlu gelene kadar.Kıvrıkoğlu Paşa bu harcamaları görünce çok fena sinirleniyor.Zira Kıvrıkoğlu ciddi bir komutandır. Bakmayın siz onun "28 Şubat bin yıl sürecek" filan dediğine, bildiğim kadarıyla darbeci bir asker de değildir.Güven Erkaya'nın yaptığı şeyin hem askerin görevi olmadığını hem de suç olduğunu bildiği için bu çalışmayı hemen durduruyor.
Evet, 28 Şubat'ın en militan generali Güven Erkaya, Genelkurmay'ın örtülü ve açık fonlarını kullanarak Türkiye ve Avrupa'da Atatürkçü Düşünce Dernekleri kurdu.Yeni Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da buna tepki gösterdi ve bu çalışmayı durdurdu.28 Şubat soruşturmasında bunun da araştırılması gerekiyor.Çünkü harcanan o paralar milletin parası.Bu derneği biz en son darbe tezgahlamak için Cumhuriyet mitingleri yapanların arasında görmedik mi?Başkanları halen darbecilik suçuyla yargı önünde hesap vermiyor mu?28 Şubat, Güven Erkaya, ADD, Cumhuriyet mitingleri, Şener Eruygur, Ergenekon, Balyoz ve Genelkurmay bütçesinden harcanan paralar...Bütün bunları zihin tuvalinize bir resmedin bakalım, ortaya ne çıkıyor?(Hüseyin Kocabıyık)

13 Nisan 2012 Cuma







Çevik Paşa'nın bomba ses kayıtları çıkacak
28 Şubat fırtınası başlayınca "ne olacak?", "nereye gidecek?",
"kimlere uzanacak?" sorularını kendi kendime sordum.Mart ayı başında
zaten yaşanan operasyonu bu köşede sizlerle paylaşmıştım.
Tam HANGİ İSİMLER okkanın altına gidecek diye klavyenin başına oturmuştum ki telefonum çaldı. Arayan çok eski bir dosttu. Ne zamandır ortalarda görünmüyordu. "ALO" der
demez, "Benimle konuşmadan sakın kalem oynatma" dedi... Şaşırmıştım. Çok
şey sakladığını biliyordum. Ama bugüne kadar benimle paylaşmamıştı. Çok
uzatmadan "Buyrun. Söz sizde" cevabı verdim.Tam konuşacakken "ama
ne olur büyük fotoğrafı gösterelim" ricasında bulundum. Gülerek "amacım
da bu zaten" deyip başladı anlatmaya: 28 Şubat'a gelmeden önce MALKİ
OLAYINI bilmek lazım. Eğer MALKİ dosyasınıPAS geçersen
hiçbir şey anlamazsın.
Pas geçmeyelim o zaman!
Nesim Bey çok uluslu zengin ailelerin parasını
yönetiyordu. Herkese de PARA veriyordu. Sümerbank ve Hayyam Garipoğlu da
bu paradan nasiplendi. Sadece Garipoğlu değildi elbet. Çok önemli işadamları
vardı.Uzatmayalım. Alınan paraların çoğu battı. Geri ödeme yapılamadı. Zorda
kalanlar çareyi SİLAHTA buldu. Ve Malki öldürüldü. Film bitti mi?Ne bitmesi asıl
buradan sonra başladı. Borçları almak için BAŞKALARI devreye girdi.
Bunlara HAYIR demek çok zordu. Kimdi bunlar?28 Şubat'ı tasarlayan Washington'dan Tel
Aviv'e kadar uzanan güç.
Ne oldu?Bütün operasyon PARAYI kaldırmak üzerineydi.
Fişlemeler, başörtüsü, laiklik elden gidiyor gibi bütün argümanlar fasaryaydı.
Gerçek, perde arkasında parayı götürmekti. Nasıl işledi? Çevik Bir ve
İlhan Kılıç, ABD'de CIA'nın patronluğuna hazırlanan Tenet ile oturup son kararı
verdi. Düğmeye basıldı. 21 banka hedefteydi. Hepsine büyük taarruz
başlatıldı.KOMBASSAN, YİMPAŞ ve YEŞİL SERMAYE diye nitelenen
kuruluşlar ilk hedefti. Bu oluşumların PARALARINI tuttuğu bankalar ÖZEL HEDEFTİ.
Hepsine el konuldu. Yani içi boşaltıldı. Paralar gitti yani!Elbette. Tek
kuruş bırakmadılar.Batan bankalara bakarsan PATRONLARININ da
battığını görürsün.
E doğal değil mi?Değil tabi. İçerideki güçler KOMİSYON karşılığında
paraları dışarı çıkardı. Ve havuzda toplanan paralar yeni sahipler arasında pay
edildi. İçerideki güçler kim?Yüzde 20 komisyon alarak servetlerine servet katanlar kimse
onlar... İsim verme şansınız yok mu?Sen anladın zaten... Bak bu operasyon Mesut Yılmaz,
Güneş Taner ve Aydın Doğan'a kadar gitmezse eksik kalır. Bu isimler üzerinden
KÜRESEL ÇETEYE ulaşılır. Yoksa iki paşa olayı değil bu. Türk siyaset
tarihinde 12 Eylül'- den sonra en çok paranın kaldırıldığı OYUN BU!
Çiller peki?Çiller, Ergenekon operasyonlarından önce ABD'ye gelip ILIMLILARA
bunları şikayet etti. "Bizi batırdılar, ülkeyi karıştırdılar, soyup
soğana çevirdiler" dedi. O nedenle susuyor. Peki gözaltına alınan paşalar ve
isimler?Yakında onların çok gizli kayıtları ortaya çıkacak. Hem içeride
hem dışarıda yaptıkları görüşmeleri görünce şaşırıp kalacağız... Kimlerle görüşmeler?Yakında
çıkacak nasıl olsa! Ama bu adamların LAİKLİK dediğine sakın inanma. Dert
paraydı. Onu da toplattılar. İslami sermaye budandı yani?Tabi tabi. Sadece ASYA
FİNANS'A diş geçiremediler. Çünkü kasada para yoktu. En yakın adamları olan
NURETTİN VEREN'i Fethullah Gülen'in yanına koydular. Adamın kim olduğu
ortaya çıkınca birileri "Hocam Türkiye'de kalamazsın" demeye başladı. Ve o da
kaçtı. Bu da bir operasyondu. Yoksa Gülen okullara kadar her şeyi devretmeye
hazırdı.Ama isteyen çıkmadı. Dert bu değildi de o nedenle... 28 Şubat ve Ergenekon ayrı şeyler
mi?28 Şubat olmasaydı ASKERDE KIRILMA olmazdı. O kırılma
ERGENEKON OPERASYONLARINI getirdi. İçerideki MİLLİ KESİM çok
rahatsızdı. Şimdilik onlar kazandı. Yani işlem bitmedi daha?Yok yok... Askerin bir kesimi ABD
ile sıkı pazarlıkta. Sen yazdın GRAHAM FULLER "sol parti istiyor"
diye...Tek hedefleri Erdoğan'dan kurtulmak. Erdoğan giderse dertleri bitecek
yani?Geçen gün çok önemli bir YAHUDİ bana geldi. "İslamla
sorununuz ne?" diye sordum. Güldü... "Ne İslamı bizim tek derdimiz Erdoğan ve
Hakan Fidan. Artık nereye gitsek DUVARLA TOKUŞUYORUZ.Bunların
ikisinden bıktık" dedi. Yani birilerinin işleri fena halde
bozulmuştu.OLAYA böyle bakmak lazım... Peki paşalar?Zaten hepsi bir
bankanın YÖNETİM KURULU ÜYESİYDİ. Çok açık dimi... Paralar gidince
paşalar da gitti!
Son sözünüz? Ülkeme yazık olmasın. Her Türk vatandaşı bu hükümete, daha
doğrusu Erdoğan'a destek olsun. O giderse kıçımızda don kalmaz. Siyaseti partiyi
bir kenara bırakın ve düşünün. Ülkenin zenginliği mi, yoksulluk ve kaos
mu?Partiyi bölmek için her yolu deniyorlar.Saldırı ve iftiralar devam
edecek.Cevap verdiğimiz sürece sorun yok.Uyanık olmak şart...(Ergün Diler)






Nisan'da gelen Şubat
Önce '12 Eylül Mahkemesi' kuruldu, ardından da 28 Şubat Operasyonu geldi. "Darbe girişimleri, hazırlıkları sorgulanıyor da, peki yapılmış darbelerin üzerine neden gidilmiyor?" diye soruluyordu; cevabı budur.İsmi, "post modern darbe" süreci ile özdeşleşmiş olan Çevik Bir'in gözaltına alınması, Yirmi Sekiz Şubat operasyonundaki en çarpıcı gelişme...28 Şubat 1997 döneminin soruşturmasıyla ilgili ilk adım...Geçtiğimiz 21 Şubat'ta atılmış, Genelkurmay'da görevli bazı memurların tanık olarak ifadesi alınmıştı. Dünkü gözaltılar, özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği'nin yürüttüğü Yirmi Sekiz Şubat soruşturmasının ne denli derinleştiğini gösteriyor.
***
28 Şubat 1997'de Genelkurmay İkinci Başkanı idi, Çevik Bir..."Darbenin Genelkurmay Başkanı" İsmail Hakkı Karadayı'dan bile daha öne çıkmış bir görüntüsü vardı. Bu durumun derin anlamı hala daha bilinmiyor.Yani? Washington'a bağlı ve bağımlı, bütün kurumların üzerindeki "Derin Yapı" ile Genelkurmay Başkanlığı arasındaki KÖPRÜ idi, "İkinci Başkan" Çevik Bir!Darbeye adını veren 28 Şubat MGK'sından bir hafta evvel, Çevik Bir dönemin MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç'la birlikte Washington'daydı. İkili, CIA Başkanı George Tenet'le gizlice bir araya gelmişti.Çevik Bir'in, işte o ABD ziyaretinde Sincan'dan geçen tanklara (4 Şubat 1997) atfen "Demokrasiye balans ayarı yaptık!" dediğini hatırlıyoruz.28 Şubat'tan sadece üç gün önce de, Genelkurmay Başkanı Karadayı İsrail'i ziyaret etmişti.
***
Çevik Bir Paşa ile aynı günlerde, Rahmi Koç da Washington'daydı! DEİK (Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu) toplantısı bahane, "tesadüf!" şahane idi...
***
28 Şubat muhtırasına muhatap olan Refahyol hükümetinin 18 Haziran 1997'de havlu atmasından yaklaşık bir ay önce, bakınız Rahmi Koç ne demişti:"Küçük Hanım gidicidir ve çok fena gidecek!"(25 Mayıs 1997, Sabah)
***
"Küçük Hanım"dan kastı, Tansu Çiller'di... O dönemde Sabah'da yazan Ruhat Mengi, Rahmi Bey'e soruyor: "Tansu Çiller sıkça sizin Doğan Grubu ile birlikte hareket ederek hükümeti düşürmek için faaliyette bulunduğunuzu söylüyor. Sizce bunun nedeni ne olabilir?"Rahmi Koç, aynen şu cevabı veriyor:"Zannederim, biz ne kadar açıklama yaparsak yapalım, bu onda bir fikri sabit haline gelmiş...'Ya biz, Doğan Medya Grubu'nun arkasındayız, ya onun sahibiyiz, ya büyük ortağıyız veya çok kuvvetli bir nüfuzumuz var; bundan dolayı, Doğan Grubu'nun hükümete olan tenkitlerinin önüne geçebiliriz' düşüncesi var, bunlarda...O yüzden, bizi konunun muhatabı kabul edip bize çatıyor. Kaybedecek bir şeyi olmadığından böyle yapıyor. İşi bitmiştir, artık. Son çırpınışlarıdır!"
***
Rahmi Koç'un o röportajda, Refah Partisi ile ilgili bir soruya verdiği cevap da şöyle:"Gericilik faaliyetleri uzun zaman ihmal edildi. Muhakkak kökünün kazınması lazım...Onun da ekonomik, politik ve hukuki yönleri var.Hepsini toplayıp bir disipline getirmenin yolu bulunmalı..."
***
28 Şubat sürecinde askeri alkışlayanları, canla başla destekleyenleri, teşvik edenleri unutmamız...Asla, mümkün değil!"Postmodern Darbe"nin...İş dünyasındaki...Siyasetteki...Medyadaki ayakları...Kesinlikle göz ardı edilemez.
***
28 Şubat Operasyonu'nu ekranda yorumlayan kimi meslektaşlarımız, operasyonların "Medyaya, iş adamlarına, siyasetçilere uzanmaması gerektiğini" söylüyorlardı!Ne iş?Mehmet Ali Birand, Taha Akyol ve Nazlı Ilıcak'ın "Operasyonun askerle sınırlı kalmasını" arzu eden sözleri pek manidardır!(Tamer Korkmaz)

6 Nisan 2012 Cuma







BAŞÖRTÜSÜ VE BEYAZ TÜRKLER
Cumhuriyetin din’e bakışı, kuruluşundan bu güne kadar hep sorunlu oldu. Bu sorunlu bakış açısı maalesef günümüzde de devam ediyor. Nitekim 10 Temmuz 1923 tarihinde Cumhuriyetin kurucusu şöyle diyordu: ‘’Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkumdur’’. Aynı günlerde meclis başkanı Fethi Okyar: ‘’Türkler İslamiyet’i kabul ettiklerinden böyle geri kaldılar. Ve Müslüman kaldıkça da bu halde kalmaya mahkumdur.’’ diye buyuruyordu.
Bu bakış açısıyla şekillenen Cumhuriyet, dine dair ne varsa kaldırmaya, kaldıramadıklarının ise içini boşaltmaya adeta ant içmişti.
Dinin en önemli görünür hallerinden birisiydi ‘’başörtüsü’’.Dolayısıyla bu mücadeleden en fazla nasibini alan dini ögeydi. Dine dair pek çok unsuru sosyal hayatta görmeye tahammül edemeyen Cumhuriyet elitleri mücadelelerini başörtüsü üzerinde yoğunlaştırdı.
İlk etapta kadını sosyal hayatın içine çekerek modernleştireceğini düşündü. Elbette sosyal hayattaki kadın Avrupai bir giyim-kuşamla sosyal hayatta var olabiliyordu. Başörtülü kadın ise köylülüğün, geri kalmışlığın işaretiydi onlara göre. Köy enstitüleriyle köylü kadını modernleştirme çabası içine de girdiler…Ancak sonuç malum…
Derken İslam’ın bu emrini, uyduruk bir takım kelimelerle kategorize ederek kendilerince bir ayrıştırma çabası içine girdiler. İcat ettikleri uyduruk argüman ‘’Türban’’dı. Güya başörtüsü örtmenin bu şekli, siyasi sembol’dü…irticaydı…
‘’Efendim; benim annem de başörtülü ama bunlar dini simge olan ‘’Türban’’ takmakta ısrar ediyorlar’’ diyerek başörtüsü ile mücadelenin yeni versiyonunu tedavüle soktular.Oysa icat ettikleri uyduruk kelimeler ile mücadele etmeye çalıştıkları başörtüsüydü. Aradaki temel fark örtünme şekliydi, amaç aynıydı oysa.Nitekim ‘annelerimizin başörtüsü gibi başımızı örttüğümüzde üniversitelere girebilecek miyiz, çalışma hayatında olabilecek miyiz’ diye sorulunca gerçek niyetleri ortaya çıkıyordu.
Başörtülü bir kadın onların kurumlarında ancak çaycı, temizlikçi, hizmetçi olabilirdi.Onlara verebilecekleri paye en fazla buydu.En azından şimdiye kadarki uygulamaları böyleydi. Geçen hafta içersinde bir haber düştü haber sitelerine. Gözden kaçan bir haber…Üzerinde durulmaya gerek görülmeyen…Ancak bana göre çok önemli…
Laikçi elitistlerin gazete/tv lerinden Habertürk; ‘’kurumlarında çalışan temizlik görevlisi kadınlara bina girişinde başlarını açma talimatı verdi. Temizlik görevlisi başörtülü kadınların ise bu talimat gereği binaya başörtülerini çıkararak girdiler’’ diye bir haber. Anlaşılan temizlikçileri de başörtülü görmeye dayanamıyor artık beyaz Türkler. Ama nede olsa onlar özgürlükçü… Güçleri özgürlüklerinde!... (Ş.A)