Şahin ATABEK

29 Eylül 2013 Pazar

Mustafa Kemal q harfini alfabeden neden çıkardı?

Yarın Başbakan Erdoğan’ın açıklayacağı reform paketindeki başlıklardan bazıları basına sızdı. Bunlardan birisi, q, w ve x harflerinin resmen kullanılmasına izin veriyor. Bunda Kürtçe eğitim talebinin rolü açık. Kürtler de kendi Latin alfabelerini yaptılar ve üç harf eklediler.
Bu da çocuklarına isim koymaktan tutun da resmi yazışmalarına kadar sosyal ve kültürel hayatta bazı sıkıntılar getirdi. Paketteki adımla belli bir rahatlama olacağı öngörülüyor. Siz paketin içeriğini bekleyedurun, biz bu üç harf üzerinden 1928 yılındaki harf inkılabına dair ilginç birkaç noktayı yakalamaya çalışacağız. Buna göre q harfi az daha alfabemize giriyormuş ama bakın neden girmemiş?
Ama önce harf inkılabına giden süreçteki ilginçliklere bir göz atalım.
1933 yılı, Cumhuriyet’in 10. kuruluş yılı. Uluslararası çapta törenler düzenlenir. Bu arada devlet bir kitap çıkarır. Adı “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne. Nasıldı? Nasıl Oldu?” Kitapta 4 maddede Arap harflerinin neden kaldırıldığı ve Latin harflerinin neden benimsendiği anlatılır. En önemli iki gerekçe açıkça belirtilmiştir:
“(Arap harfleri) Bizi teokrasinin (yani şeriatın) külliyatına ve fikir yeraltlarına doğru sürüklüyordu./Yabancıların dilimizi öğrenmelerini ve bizi tanımalarını adeta imkânsız kılıyordu. (Ekalliyetler (azınlıklar) dahil.”
Kitabın 35. sayfasındaysa yeni harflerin kolay öğrenilip modern basım tekniğinin yollarını açtığı belirtildikten sonra ilk alıntının tersine şu noktalar üzerinde durulmuştur:
“Bizi teokratik külliyatından (dinî eserler) ve fikir yeraltlarından bir darbede ayırmıştır. GERİYE DOĞRU UZANAN KÖPRÜYÜ DİNAMİTLEYİP ATMIŞTIR. / Yabancıların dilimizi kolayca öğrenmelerini ve ekalliyetlerin millet bünyemize girmelerini kolaylaştırmıştır.”
Altta resimlerinin altına şu cümle düşülmüş: “Kargacık burgacık Arap harflerini bir türlü sökemeyen halk, şimdi güldür güldür okumaya başladı!”
Bir dönemin geçmişe küfrederek kendini temize çıkaracağına dair cinnetin tezahürü bunlar. Birisi de çıkıp ‘O kargacık burgacık dediğin harflerle Çanakkale’yi ve İstiklal Savaşı’nı kazandık, yeni ‘Türk’ harfleriyle hangi başarınız var?’ sorusunu aşketse suratınıza, ne cevap verecektiniz? Ayrıca İnönü’nün yıllar sonra hatıralarında da itiraf ettiği gibi bunlar birer bahaneydi. Doğru cevap, “bizi geçmişe bağlayan köprülerin dinamitlenmesi”ydi. İnönü de o kaypak diliyle şöyle itiraf etmişti bunu:
“Harf inkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. Harf inkılabının bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır.” (Hatıralar, Bilgi: 2009, s. 485.)
Eğip bükmeden söylemişler: Mesele okuma yazma kolaylığı değil, hâlâ anlamadınız mı?
Mango “kral çıplak” diyor
O cümleye siz de takıldınız mı bilmiyorum. Hani şu azınlıklar Arap harflerini okuyamadıkları için bizimle bütünleşemiyorlardı, şimdi biz onların bildikleri Latin harflerine geçince artık milli bünyemize girecekler, iddiası…
Bence bu itiraf çok mühim. Zira Medeni Kanun’da olduğu gibi azınlığı çoğunluğa uyduramayınca çoğunluğu azınlığa tabi kılma ilkesi işlemiş burada da. Medeni Kanun, şeriata tabi olmak istemeyen azınlık ve Levantenlerin hukuklarına Müslüman çoğunluğu tabi kılma uygulamasıydı ve Lozan’da dayatılmıştı. Harf inkılabında da özellikle ekalliyetlerin milli bünyeyle bütünleşmesi üzerinde durulması ilginç.
Bu noktaya Andrew Mango da dikkat çekmiş. Diyor ki: “Dil ile alfabe birbirinden ayrılmazdı: Türkçe konuşan Karamanlı Rumlar Yunan harfleriyle yazarlar, Ermeni ve Museviler de kendi alfabelerini kullanırlardı. Latin harflerinin kabulüyle birlikte Türkler, Hıristiyan Batılılarla aynı safa (kampa) konulmuş oldu.” Mango’ya göre “böylece gâvurların alfabesi vatansever, milliyetçi Türklerin alfabesi haline geldi” (Atatürk, Londra: 2004, s. 464-5).
Mango’nun “kral çıplak!” diyen tarzını bizim inkılap tarihçilerimizin dikkatine sunarak şimdi alfabemize girmesi tartışılan q harfinin neden çıkarıldığını Falih Rıfkı Atay’dan okuyalım beraberce. Alfabe komisyonunda da görev yapan Atay, Çankaya adlı kitabında şöyle yazar:
Q neden Türk alfabesine girmedi?
“Bu arada bir “q-kü” harfi tehlikesi atlattık. Biz Türkçe kelimelerde “k”nın ince seslilerde daima “ke”, kalın seslilerle “ka” okunduğunu düşünerek “q-kü”yü alfabeye almamıştık. Ben yeni yazı tasarısını getirdiğim günün akşamı Kâzım Paşa (Özalp) sofrada:
- Ben adımı nasıl yazacağım? “Q-Kü” harfi lâzım, diye tutturdu. Atatürk de:
- Bir harften ne çıkar? Kabul edelim, dedi.
Böylece Arap kelimesini Türkçeleştirmekten alıkoymuş olacaktık. Sofrada ses çıkarmadım. Ertesi günü yanına gittiğimde meseleyi yeniden Ata’ya açtım. Atatürk el yazısı majiskülleri (büyük harfleri) bilmezdi. Küçük harfleri büyütmekle yetinirdi. Kâğıdı aldı, Kemal’in baş harfini küçük “kü”nün (q) büyütülmüşü ile sonra da “K”nın büyütülmüşü ile yazdı. Birincisi hoşuna gitmedi. Bu yüzden “q” harfinden kurtulduk. Bereket Atatürk q’nün majiskülünü (yani Q’yü) bilmiyordu. Çünkü o “K”nın büyütülmüşünden daha gösterişli idi” (Çankaya, 1969, s. 440-1).
Gördünüz mü 85 yıl sonra dönüp geldiğimiz q harfinin serencamını. Eğer Atatürk q harfinin büyük hali olan Q’yü bilseymiş (neden bilmediğini anlamadım, anlayan varsa beri gelsin) yarın Başbakan Erdoğan bu ilaveyi yapmak ihtiyacını duymazmış.
1928 yılında işler böyle keyfi yürüyordu, dediğimizde kızanlar Falih Rıfkı’nın Çankaya’sını yasaklatmadıklarına pişman olmuşlardır eminim.(Mustafa ARMAĞAN)

26 Eylül 2013 Perşembe

FUTBOL HİÇBİR ZAMAN SADECE FUTBOL değildir!
Açalım...Aysal'dan ilerleyelim...
1941'de İstanbul'da doğdu.
1960'ta Galatasaray Lisesi'nden mezun oldu. İlginçtir liseyi bitirir bitirmez çalışma hayatına atıldı!
Yüksek öğrenimini İsviçre-Neuchatel Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde yaptı.
RAM Dış Ticaret şirketinde işe başladı! Daha sonra 1974'te Unite International'i kurdu. Bu şirkette ilk 10 yıllık dönemde, demir çelik ve sanayi mamulleri satışı yaptı. 1984'te petrolün yanı sıra, elektrik üretimi ve anahtar teslim santral inşa ve finansmanı projelerinde ihtisaslaştı.
Turizmden enerjiye kadar geniş bir yelpazede at koşturdu!
Çok yönlü bir işadamı olarak biliniyordu! Ciddi bir serveti de vardı! Arkada bıraktığı FLU alanlarda yok değildi! HAYALİ İHRACATTAN dolayı başı çok ağrıyacak gibi olmuş ancak, GİZLİ bir el olayı kapatmıştı!
Belki de aldığı bu RİSK, uluslararası alanda güven ve ilişki ağını akla getiriyordu! Kim bilir!
Ünal Aysal ismi başkanlık için dillendirilse de bir türlü hayata geçmiyordu! Görünen o ki uygun ortam bulunamıyordu!
Adnan Polat, hizmet ederek bu ortamı sağladı! Çökmek üzere olan Ali Sami Yen'in yerine hükümeti ikna ederek şimdiki modern ARENA'yı kulübe armağan ettirdi! Haklı olarak görkemli bir açılış istedi! Öyle de oldu! Ama o gece Başbakan Erdoğan'dan stadın yapımında büyük emeği bulunan Erdoğan Bayraktar'a kadar AK Partili kim varsa hem küfür yiyor hem de ölesiye yuhalanıyordu! Tepki aslında Galatasaray Başkanı Adnan Polat'aydı! "Neden bu adamları Galatasaray'ın mabedine getirdi" diye!
Bu hata(!) Polat'ın sonu oldu!
"Onun boynunu koparırım!" diyen TORPİL  (TORPİL=İnan Kıraç-Ş.A)düğmeye bastı! Ünal Aysal'ı yanına alıp BAŞKANLIK görevi için ikna etti! Mali tablo gerekçe gösterilerek POLAT gitti!
Erdoğan'a yaklaşmanın cezasını koltuktan indirilerek ödedi!
Herkesin gözlerinin önünde bir SARAY darbesi yaşandı!
TORPİL'in istediği Ünal Aysal artık Galatasaray'ın Başkanıydı!
Hem de 2998 rekor oyla! İşlem tamamdı! TORPİL ilk adımı atmış sıra ikinci adımdaydı! O da Fatih Terim'di! Hocanın karizması ve başarısı ortadaydı! Bir de CAMİA tarafından da çok sevilirdi! TORPİL de dahil olmak üzere ismini duyan kimse yüzünü ekşitmezdi! Terim, TORPİL ve yanındaki güç tarafından daha önce de göreve getirilmişti!
Hatırlayın! İtalya, Suriye'yi terk eden Öcalan'ı misafir ettiği zaman Türkiye ve Avrupa'daki milyonlarca Türk, İtalyan mallarına BOYKOT başlatmıştı!
Ankara ve Roma arasındaki hat çökmüş İtalyan sermayesi şaşırmıştı! Tam bu arada AGNELLİ Ailesi TORPİL'lerden yardım istedi! Krizi aşmanın en akıllıca yollarından biri Terim'in o heyecanlı tavırlarıyla dünya markası bir İtalyan takımını çalıştırmasıydı! O da oldu! Terim, Milan'ın başına geçti! Çok uzun sürmese de geçti! Fiorentina'dan sonra İtalya'da bir sayfa daha açmıştı! Fatih Hoca "Nasıl kariyer yapılır?" diye İstanbul'a konferansa geldiğinde bir güç "Ne kariyeri! Onu sana ben yaptırdım" dercesine hocayı görevden alıyordu! Ve Terim bunu telefonda öğreniyordu!
Belli ki görev tamamdı!
Neyse...Aysal görev gelir gelmez Terim'le yollarını birleştirdi!
Her şey mükemmel başlamıştı!
Transferler, yeni stad, camianın heyecanı bir BEŞİKTAŞLI olarak beni bile heyecanlandırıyordu!
Ülke ŞİKE ile uğraşırken bir önceki yıl düşme tehlikesi yaşayan CİMBOM rahat şampiyon oldu! Ardından bir yıl daha! Ancak ilk şampiyonluk çok ilginçti! Çünkü son maç KADIKÖY'deydi! Fener yarıştan kopmuş ve Saracoğlu'ndaki tablo herkesin cevabını merak ettiği soruydu!
Maç berabere bitti ve Galatasaray şampiyonluğunu ilan etti! Ancak ortalık karıştı şampiyonluk kupasının verilmesi tehlikeye girdi! İşte kader ağlarını burada örmeye başladı! Fatih Terim kendisine olan güvenle BAŞBAKAN ERDOĞAN'ı arayıp "Efendim kupamızı burada kaldırmak istiyoruz. Yardımcı olun" ricasında bulundu! İsteği yerine geldi. 2 saat gecikmeli de olsa Sarı-Kırmızılılar kupayı kaldırdılar!
AYSAL kenarda kalmış büyük bir krizi TERİM çözmüştü!
İşte bu an TERİM'in üstünün çizildiği andı!
Hem Aysal, hem onu getiren güç aynı fikirdeydi! Yani Adnan Polat'ın kulübün menfaati için bile olsa Erdoğan'a yanaşması nasıl affedilmediyse, Terim de kurtulamayacaktı! Ortada büyük bir başarı olduğu için sadece ZAMAN gerekliydi! Yani kum saati o zaman akmaya başladı!
Terim'in Erdoğan'la olan her teması, camiayı ayağa kaldırdı!
Sadece kimse bunları söylemedi!
Söyleyemezdi!
Bu ayın başında Terim'in, Erdoğan için çekilen USTANIN HİKAYESİ belgeselinde " Böyle bir Başbakan ülkemiz için büyük şans. Bu kadar sporu seven ve bu kadar destek veren bir başbakan çok önemli. Yaklaşımı, sağladığı imkanlar da harika..." sözleri bardağı taşıran son damla oldu!
Hayatı boyunca sınıf ve oymak başkanlığı yapan ve bu nedenle lakabı TORPİL'e çıkan İNAN KIRAÇ olanlara sessiz kalamazdı! Aysal'ı göreve getirirken "Artık kulüp başkanlarımız ön plana çıkmayacak. Profesyoneller işi götürecek" diyen TORPİL'in sözleri havada kalıyordu!
Kendisiyle çelişiyordu! Çünkü Terim başarılı oldukça Ba şkan Aysal "ELEMAN!" diye sahneye çıkıyordu! Bir kenarda oturması söylenen Aysal nedense hiç geri planda durmuyordu!
Fatih Hoca camianın bir evladı da olsa ilk kez DERİN GALATASARAY'la karşılaşıyordu!
Maalesef karşılaştığınızda telafisi olmuyordu!
Çünkü İnan Kıraçlar, Selahattin Beyazıtlar öyle kolay lokma değildi!Başkan falan dinlemezdi!
Gazetelerin yazdıkları her şey doğru olmakla birlikte sadece DETAYDI!
Futbol sadece futbol değildi!
Terim bunu çok yakışıksız bir şekilde gönderilerek öğrendi!
Gitmeyi hak edecek bir şey yapmamıştı! Matematik yalan söylemezdi!
Rasyonel hiçbir gerekçe gösterilmeden gidişinin arkasında başka nedenler olmalıydı!
Acaba ne vardı?
Aysal'ın, seçildikten hemen sonra az sayıda kişiyle yaptığı bir kahvaltıda "Benim Türkiye'de işim yok! Gidip Başbakan'ın kapısında beklemem!" demesinin etkisi var mıydı?
Galiba bu sorunun cevabını Galatasaray camiası vermeli!
Çünkü cevap onlarda!
Sonuçta ben bir BEŞİKTAŞLIYIM! (Ergun DİLER)