Şahin ATABEK

29 Aralık 2012 Cumartesi







 

 

 

 

 MÜSİAD: Yerli otonun arkasındayız

Derindere Otomotiv'in 'yerli oto'su sektörün devlerini rahatsız edince medyada karalama kampanyası başlatıldı. Hürriyet, MÜSİAD ve Derindere'yi eleştirerek "Koç'un yapamadığını siz nasıl üreteceksiniz?" iması yaptı. MÜSİAD ise projeye sahip çıktı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aradığı babayiğit Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) içinden çıkınca İstanbul sermayesi rahatsız oldu. ATAK helikopteri, Altay tankı, insansız hava aracı ANKA gündeme geldiğinde sesini çıkarmayan, iş yerli otomobil yapmaya gelince nazlanan İstanbul sermayesi medya üzerinden projeyi karalama kampanyası başlattı. Bu kampanya 1961'de üretilen ve Devrim adı verilen ilk yerli otomobilin geçirdiği süreci hatırlattı. Dün bazı gazetelerde MÜSİAD'dan çıkan babayiğitin derneğin halkla ilişkiler çalışması olduğu ve projenin gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığına yönelik yoruma dayalı haberler yer aldı. Derindere Otomotiv'in Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Derindere'nin de Anadolu'ya özgü mütevazılığıyla yaptığı "Babayiğitlik iddiam yok" sözleri gözleri MÜSİAD'a çevirdi.

10 ÜYE ÇALIŞIYOR

MÜSİAD Otomotiv Kurulu Başkanı Salih Sami Atılgan, Derindere'nin de içinde bulunduğu MÜSİAD üyesi 10 şirketin bu konu üzerinde ciddi çalışmalar yaptığını söyledi. Atılgan "Özkan Bey, 'Babayiğitlik iddiam yok' diyerek, milyar dolarlık yatırım gerektiren 'yerli otomobil markası' projesinin büyüklüğüne vurgu yaptı. Teşvikler ve pazar konusu net değil. Halen konuyla ilgili TÜBİTAK'la ciddi görüşmeler yapıyoruz" şeklinde konuştu.

Şirkete 'bayisin sen bayi kal' mesajı
Derindere'nin elektrikli otomobili dün birçok gazetede eleştirildi. Hürriyet gazetesi yayınladığı yazıda Koç Holding'e sahip çıkarak, "Koç'un yapamadığını sanki Derindere başardı gibi bir algı yaratılmaya çalışıldı. Biz de bir kez daha yerli otoda yersiz bir tartışmaya şahit olduk" denildi. Vatan gazetesi de internet sitesinde Özkan Derindere'nin mütavazı açıklamasını "Babayiğit fos çıktı" manşetiyle haber yaptı. Tüm bu tartışmalar 28 Şubat'la ilgili Meclis Darbe Araştırma Komisyonu'nun raporundaki "Anadolu sermayesi bayilikten üretime geçince İstanbul sermayesi rahatsız oldu, darbe yaptırdı" tespitini akla getirdi.

TÜBİTAK'ta KRİTİK TOPLANTI
Otomotiv sektörü gelecekte içten yanmalı yerine elektrikle çalışan motorların ön plana çıkacağını hesaplıyor. Sektör temsilcileri elektrikli otomobil projelerine dört elle sarılıyor. Bu hafta TÜBİ- TAK ile elektrikli araçlar konusunda bir toplantı yapıldı. Toplantıya Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra sektörde yetkinlik sahibi kuruluşların üst düzey Ar-Ge sorumluları katıldı. Ayrıca toplantıda konu hakkında somut çalışmaları olan akademisyenler, şemsiye kuruluşlar ve STK'ların üst düzey yöneticileri de hazır bulundu.

PR ÇALIŞMASI YAPMIYORUM
MÜSİAD Başkanı Nail Olpak, Derindere Şirketler Grubu'nun elektrikli otomobil çalışmalarının 'halkla ilişkiler' çabası olarak lanse edilmesine tepki gösterdi. Yaptığı açıklamaların farklı yerlere çekilmesini eleştiren Olpak, "Benim konuyla ilgili açıklamalarım ortada. Bu açıklamaların bu şekilde yorumlanmasına ben ne diyeyim" ifadesini kullandı.


26 Haziran 2012 Salı






50 yıldır kayıp cami bulundu

Karaköy'deki Merzifonlu Camii, 1960'ta 'Rutubete dayanıksız' gerekçesiyle Kınalıada'ya taşınmak üzere söküldü.

Tuğlalarıyla Kınalıada İskelesi'ne dolgu yapıldığı ortaya çıkan caminin minberi ise Kasımpaşa'da bir camide buldu.

Kınalıada'da tekrar inşa edilmesi iddiasıyla 1960'ta söküldükten sonra kaybolan
Merzifonlu Camii'nin minberi yıllar sonra bulundu.
Fatih Sultan Mehmet'in mescit olarak yaptırdığı, ünlü İtalyan Mimar Raimondo D'Aronco tarafından da camiye çevrilen yapının tuğla malzemesinin ise Kınalıada'nın vapur iskelesinde dolgu malzemesi olarak kullanıldığı öğrenildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gündeme getirdiği tek parti döneminde satılan, kapatılan, ahıra veya depoya çevrilen camilerle ilgili ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı. Kınalıada'ya yapılmak üzere Karaköy'deki yerinden sökülen ancak sonradan kaybolan Merzifonlu Camii'nin minberi yıllar sonra bulundu. Minber, Kasımpaşa'daki Karaimam Camisi'ne monte edildi. Caminin sökülen tuğla malzemesinin ise adanın iskelesinin dolgusunda kullanıldığı öğrenildi.

RUTUBETTEN ETKİLENİYORMUŞ!

1995'ten beri İstanbul'da kaybolan yapıların izini süren İstanbul Şehri Kültür Tarihi Araştırmaları Merkezi Başkanı Süleyman Faruk Göncüoğlu, binanın depreme dayanıklı olmadığı ve rutubetten etkilendiği gerekçesiyle söküldüğünü söyledi.

Göncüoğlu, "Bu gerekçeyle sökülerek tekrar inşasına karar verildi ve Kınalıada'da yapılması ön görülüyordu. Ancak sonradan anlaşıldı ki bu cami de 27 Mayıs 1960 darbesinden nasibini almış" diye konuştu.

1960 ihtilalinden sonra sökülen caminin tuğla malzemesinin Kınalıada'nın vapur iskelesi inşaatında dolgu malzemesi olarak kullanıldığını ifade eden Göncüoğlu, "Mescit 1935'te kadro dışı bırakılıp ibadete kapatılmıştı. Sonra da uzun bir süre ardiye olarak kullanılmıştı. İhtilalin akabinde de söküldü. Bugün o bölüm hâlâ boş duruyor. Caminin önündeki Ziraat Bankası binası olarak kullanılan yapı Türkiye'nin ilk resmi mason locasıydı. Bu nedenle yapı katakulliye getirildi. Nitekim yapının yolla veya harap düşmesiyle ilgisi yoktu" dedi.

"OKYANUSTA BİR DAMLA"

Göncüoğlu, camilerle ilgili olumsuz yaklaşımın sadece Merzifonlu Camii'yle sınırlı olmadığını belirterek sözlerine şöyle devam etti: "Bu, okyanusta bir damla. Kaybolan ve heba edilen daha ne yapılar var. Bu tür yapılar bir mantığın tahribiyle alakalı. Sistematik bir tahribat söz konusuydu. Çünkü Beşiktaş'a gittiğinde Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi ve Sinan Paşa Cami'nin dışında kadim bir Osmanlı medeniyetinin var olduğunu ifade edemezsin. Aynı şekildeKaraköy'deki omescidi kaldırdığında tamamen kimliksiz bir lokal bölge ortaya çıkar. Amaç da buydu zaten."

FATİH DÖNEMİNDE İNŞA EDİLDİ

Karaköy'deki Merzifonlu Camii, meydanın doğusunda Halil Ağa ve Kemankeş Sokağı arasında bulunan fevkâni bir küçük camiydi. İlk olarak Fatih SultanMehmed döneminde (1451-1481) mescit olarak inşa edildi. Daha sonraları camiye çevrilip Merzifonlu Vakfı'na bağlandı. Deprem nedeniyle hayli harap bir duruma gelen mescit Sultan 2. Abdülhamid tarafından, 20. yüzyıl başı mimarlığının saygın isimlerinden İtalyan Raimondo D'Aronco'ya yeniden inşa ettirilerek cami olarak ibadete tekrar açılmıştı. (Bugün)
 

10 Haziran 2012 Pazar






Belgelerle Atatürk'ün mal varlığı 

Atatürk'ün 1937 yılında bağışladığı mal varlığı bilinse de, bugüne kadar gerçek belgeler üzerinden araştırıp kimse yayınlamadı. Başbakanlıktaki belgelere göre mal varlığı şöyle:
"Atatürk'ün oteli, lunaparkı, gazoz fabrikası, şarap imalathanesi, deri fabrikası, 2 fırını, 4 lokantası, 443 baş sığırı, 13.100 baş koyunu ve 2.450 adet tavuğu olduğunu biliyor muydunuz?
Atatürk'ün mal varlığı konusu, bağışlandığı 1937'den beri bilinse de, 1968'e kadar tartışma gündemine getirilmemiş. Fethi Naci'nin 1968 tarihli "100 Soruda Atatürk'ün Temel Görüşleri" kitabı bu konuya yer vermiş. Doğan Avcıoğlu "Türkiye'nin Düzeni"nde özet geçmiş. Nihayet çok okunduğu için Atatürk'ün mal varlığı bilgisini kamuoyuna mal eden eser 1970 Şubat'ında arz-ı endam etmiş kitapçı vitrinlerine: Yazan: İsmail Cem. Adı: "Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi".
Sol hareketlerin bu canlı yıllarında Atatürk ile de sert bir hesaplaşma içine girilmişti; yani o tarihte sol, henüz Kemalizm'e eklemlenmiş değildi. Atatürk devrimlerini 'sol devrim'in bir aşaması kabul ediyor ve aşılması gerektiğini savunuyorlardı. Tabii Cumhuriyet'in ilk yıllarında solun devlet eliyle ezilmesini de bir tür tabii afet gibi değerlendiriyorlardı.
Atatürk'ün 11 Haziran 1937'de Hazine'ye devrettiği ve kendisi tarafından çıkarılan mal varlığı dökümünün orijinaline Başbakanlık Arşivi'nde ulaştım ve tam ve hatasız bir şekilde burada yayımlayacağım. Ancak önce Türkiye'de Atatürk'ün ne kadar ciddiye alındığına dair birkaç cümle.
Fethi Naci bazı hatalarla "Söylev ve Demeçler"in 4. cildinden alıyor listeyi. İsmail Cem de listeyi Naci'den aktarıyor ama kaynağını yanlış yorumlayarak onun bu bilgileri Mazhar Leventoğlu'nun "Atatürk'ün Vasiyeti" kitabından aldığını yazıyor. Derken Cem'in kitabı da başkalarına 'kaynak' oluyor! ve aynı hatalar devam edip gidiyor. Kimse gidip Başbakanlık Arşivi'ndeki orijinaline bakma zahmetine katlanmadığı için liste yalan yanlış yayımlanıp duruyor.
Biri de şu listenin orijinalini yayımlayıp tartışmalara son vermiyor ne yazık ki. Aşağıdaki liste, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan orijinal belgeden alınmış olup mesela önceki yayınlarda "çelik fabrikası" diye geçen ibarenin aslında "çeltik fabrikası" olduğu gibi vahim hataların düzeltilmiş şeklidir.
Hazırlattığı ve altına imza attığı listeye göre Atatürk Ankara'da Orman, Yağmurbaba, Balgat, Macun, Güvercinlik, Tahar, Etimesgut ve Çakırlar çiftliklerinden oluşan Orman Çiftliği ile Yalova'daki Millet ve Baltacı, Silifke'deki Tekir ve Şövalye çiftliklerinin, Hatay Dörtyol'daki portakal bahçesi ile Karabasamak çiftliğinin, ayrıca Tarsus'taki Piloğlu çiftliğinin sahibidir.
Atatürk, Hazine'ye bağışladığı malları 6 kalemde topluyor. İlk kalem, arazidir. Buna göre toplam 154 bin 729 dönüm araziye sahip olduğunu öğreniyoruz. Ayrıntılar şöyle:
A) 582 dönüm meyve bahçeleri,
B) 700 dönüm fidanlık (650 bin adet fidan),
C) 400 dönüm Amerikan asma fidanlığı (560 bin adet kök bağ çubuğu),
D) 220 dönüm bağ (88 bin adet bağ kütüğü),
E) 375 dönüm sebze bahçesi (Fethi Naci'de 370 çıkmış),
F) 220 dönüm zeytinlik (6.600 ağaçlık),
G) 1.654 ağacın bulunduğu 17 dönüm portakallık (F. Naci 27 dönüm demiş),
H) 15 dönem kuşkonmazlık, 100 dönüm park ve bahçe ile 2.650 dönüm çayır ve yoncalık,
İ) 1.450 dönüm orman, 148 bin dönüm tarıma elverişli arazi ve meralar.
Sonra bina ve tesisler geliyor. Buna göre 51 adet binanın sahibi olduğunu yazıyor Atatürk.
A) 45 adet yönetim binası ve ikametgâhı,
B) 7 adet 15 bin baş koyun kapasiteli ağıl,
C) Aydos ve Toros yaylalarında kurulan 6 adet mandıra, 8 adet at ve sığır ahırı,
D) 7 adet ambar, 4 adet samanlık ve otluk, 6 adet hangar ve sundurma,
E) 4 adet lokanta, gazino ve eğlence yerleri, lunapark, 2 adet fırın, 2 adet sera.
3. kısımda fabrika ve imalathanelerini sıralıyor. Belgeden Atatürk'ün birer adet bira, malt, buz, soda ve gazoz, deri, tarım aletleri ve demir fabrikası ile biri Ankara'da, diğeri Yalova'da olmak üzere 2 adet modern süt fabrikası bulunduğunu öğreniyoruz. Ayrıca yine Ankara ve Yalova'da birer geniş yoğurt imalathanesi, yılda 80 ton şarap üretme kapasitesine sahip bir şarap imalathanesi, elektrikli bir değirmeni, İstanbul'daki bir çeltik fabrikasında yüzde 40 hissesi, her biri 15'er ton kaşar, 1.000 teneke beyaz peynir, 600 teneke tuzlu yağ yapmaya elverişli 2 imalathanesi faal haldeymiş.
"Umumi tesisat" başlığı altında şu bilgilere yer verilmiş:
A) Ankara ve Yalova'da iki tavuk çiftliği,
B) Yalova'daki çiftliğinde iki özel iskele ve liman tesisatı,
C) 3'ü Ankara'da, 2'si İstanbul'da olmak üzere 5 adet satış mağazası,
D) Orman Çiftliği'nde kanalizasyon, sulama, telefon ve elektrik tesisatı, küçük beton köprüler, özel yollar, içme ve su dağıtım şebekesi; Yalova ve Tekir çiftliklerinde de benzer tesisat.
E) Orman Çiftliği'nde çiftlik müzesi ile ufak çaplı bir hayvanat bahçesi tesisatı.
Listenin en ilginç kısmını ise canlı hayvanlar oluşturuyor. Buna göre Atatürk'ün,
A) Kıvırcık, merinos, karagül, karaman cinslerinden 13.100 baş koyunu,
B) Simental, Hollanda, Kırım, Jersey, Görensey, Halep ile yeni üretilen Orman ve Tekir ırklarından 443 baş sığırı,
C) İngiliz, Arap, Macar ve yerli ırklardan 69 adet koşu ve binek atı,
D) Legorn, Rhode Island ve yerli ırklardan 2.450 adet tavuğu varmış.
Liste bitmedi henüz. Son olarak sıra cansız demirbaşlarda.
Atatürk'ün cansız mal varlığı arasında 16 traktör, 13 harman ve biçerdöver makinesi ve o günün fiyatlarıyla 66 bin lira değerinde (bu rakam önce yazılıp sonra karalanmış) "bilumum" ziraat alet ve edevatı, 35 tonluk bir adet deniz motoru (Yalova Çiftliği'nde), 5 adet kamyon ve kamyoneti, 2 adet binek otomobili ile 19 adet çiftliklerin servislerinde çalıştırılan binek ve yük arabası bulunuyormuş.
Özetlersek Atatürk'ün 154 bin 729 dönüm araziye; belgede 51 yazıyor ama benim hesabıma göre 91 binaya; 6 fabrika, 5 imalathane, 1 değirmen ve 1 çeltik fabrikası ortaklığına; 2 tavuk çiftliğine, iki özel iskeleye, 5 mağazaya, çeşitli sulama vs. tesisatına, köprülere, müzeye ve hayvanat bahçesine; binlerce koyun, sığır, at ve tavuğa; traktör, deniz motoru, kamyon, kamyonet, otomobil ve servis araçlarına sahip olduğunu görüyoruz.
Sen ne diyorsun? diyenlere, gidin, laik ve Kemalist olduğundan kuşku duymadığınız İsmail Cem'in kitabını okuyun diyorum. İsmail Cem'in, Mustafa Kemal'in 1923'te Balıkesir'de söylediği şu sözleri sansürlemesi ne anlama geliyor, iyi düşünün:
"Kaç milyonerimiz var? Hiç. Bundan dolayı biraz parası olanlara da düşman olacak değiliz. Tersine memleketimizde birçok milyonerlerin, hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız."(Mustafa Armağan)

5 Haziran 2012 Salı






Hayal Teknesi!
AK Parti'nin Türk Telekom Arena Stadı'nda tıklım tıklım dolu tribünler eşliğinde gerçekleştirdiği İstanbul İl Kongresi henüz hafızalarımızda çok taze, çünkü üzerinden yalnızca on gün geçti...
Buna mukabil, Başbakan Erdoğan'ın Arena Stadı'nın açılış merasiminde karşılaştığı protestoları çoktan unuttuk!
Oysa sadece bir buçuk yıl önceydi:
Başbakan, üzüntüsünü '600 trilyonun karşılığı bu olmamalıydı' diyerek dile getiriyor; Seyrantepe'deki stadın yapımında Galatasaray'ın tek bir kuruşu dahi olmadığını vurguluyordu.
Erdoğan'ın açılış töreninde yuhalanmasına kimler sevinmişti? Protestoları 'hangi cephe' Başbakan'ın ve hükümetin aleyhinde kullanmıştı?
Hiç olmazsa bunu hatırlıyoruzdur!
*
Açılışta yaşananlar, o dönemde kulübün başında bulunan Adnan Polat'ın sonu olmuştu.
O merasimin üzerinden yalnızca iki buçuk ay geçtikten sonra, gazetelerin spor sayfaları Adnan Bey'in nasıl nakavt olduğunu anlatıyordu...
'-Ağır Abi'ler dediğini yaptı ve Başkan'ı yıktı:
Adnan Polat'a DERİN DARBE' (Akşam, 28 Mart 2011)
-KONGRE İHTİLALİ: Adnan Polat gitti, Ünal Aysal geliyor' (Hürriyet, 28 Mart 2011)
*
Ağır Ağabeyler mi? Pek derin bir mevzudur...
2011'in 8 Mart'ında, Adnan Polat'ı istifaya davet eden ve kulübü erken seçime çağıran İnan Kıraç'tır! Bundan bir hafta öncesinde ise başkan adayının Ünal Aysal olduğunu açıklıyordu, İnan Bey...
... ... ...
Aysal'ın 'rekor oyla' kulüp başkanı seçilmesinin ardından konuşan Adnan Polat, 'G.Saray seçimlerini CHP kazandı' diyordu!
'İnan Kıraç'la aynı günlerde' Polat'a 'Haysiyetin varsa istifa et' diye seslenmiş olan Yerli Leon (J.R.) ise CHP ile ilgili sözlerinden dolayı ateş püskürdüğü Adnan Polat'ın kulüpten ihraç edilmesini istiyordu! (11 Haziran 2011)
Jean Reno Kardeş, 'ağabeyi' İnan Kıraç'la 'dar alanda kısa paslaşmalar' yapmayı pek seviyordu.
*
'Derin Darbe' ile devrilmeden önce, Adnan Polat için 'G.S. kulüp başkanlık koltuğunu işgal altında tutan zat!' diyordu, J.R!
Bu durumda, Ünal Aysal, 'o koltuğu (bir yıl önce) işgalden kurtarmış' oluyordu!
Vaktiyle, (1970-72) Koç Holding bünyesinde çalışan Ünal Bey'in, Vehbi Koç'un damadı İnan Kıraç için vazgeçilmez bir isim olduğunu söylemeye gerek var mı?
Ünal Aysal, MİT eski müsteşarlarından Şenkal Atasagun'un da 'kanka'sıdır. İkili, Galatasaray'dan okul arkadaşıydı. Atasagun ise Süleyman Demirel'e yakın bir isim olarak biliniyor. 11 Şubat 1998'de MİT Müsteşarlığına getirildiğinde Demirel Cumhurbaşkanı idi.
*
İnan Kıraç, 11 Ekim 2010'da Süleyman Demirel Üniversitesi'nde fahri doktora payesi alırken gözyaşlarını tutamamıştı.
'Baba' ile dostlukları eskidir. İnan Bey, SDÜ'nün akademik yılı açılış töreninde salona Süleyman Demirel ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte girmiş ve 'üçlü' uzun süre alkışlanmıştı. Kıraç ve Kılıçdaroğlu tören öncesinde rektörün odasında bir görüşme yapmışlar ve Süleyman Bey'in gelmesini beklemişlerdi.
Demirel, Isparta'dan Ankara'ya dönerken 'Gandi Kemal'i uçağına almıştı.
Ha, bu arada... Süleyman Bey'in kontenjanından CHP'ye vekil olan isimleri unutalı da çok oldu!
*
Peki, ya...
Kemal Kılıçdaroğlu'nu TESEV kurucusu yapan işadamı İnan Kıraç olabilir mi? (Kemal Bey, başka bir işadamının ismini vermişti; neden acaba?)
Soruları şöyle de sormak mümkün:
Kılıçdaroğlu Projesi'nde İnan Kıraç'ın rolü nedir?
Baykal Operasyonu'ndan üç ay kadar önce Deniz Bey'le görüşmeye gelen işadamı kimdi?
CHP'li Yılmaz Ateş 'Geldi, o ekibi listeye alma dedi, sonra Baykal tasfiye edildi' demişti, ya...
Hepsi 'tesadüf' tabii!
*
İki yıl önce 'Kemal Kılıçdaroğlu yeni Ecevit'tir' diye anons yapan 'Yerli Leon' Baykal'ın istifasının ardından şöyle yazmıştı:
'Deniz Bey yat satın aldı, bir sahil kasabasına yerleşiyor, siyasetten tamamen çekiliyor!'
Baykal, iddiaları yalanlıyor; gönderdiği tekzipte J.R'ın 'hayal teknesi'ne bindiğini söylüyordu!
Demek ki...
İnan Kıraç'ın 'Güvenilir kaynaklardan öğrendim, CHP birinci parti çıkacak!' şeklindeki kehanetini de J.R.'ın hayal teknesine bindirmemiz gerekiyormuş!
12 Haziran 2011 genel seçimi öncesinde başka ne olmuştu? İngiliz The Economist dergisi 'CHP'ye oy verin' çağrısında bulunmuştu!
Peki, derginin Türkiye temsilciliğini yürüten kadın yazar, hangi gazetede yazıyor?
'Yerli Jean Reno'nun yönettiği gazetede!
The Economist defalarca 'Türkiye için IMF anlaşması kaçınılmaz' diye yazmıştı, unuttuk gitti...
Merkez Bankası'nın eski başkanı Gazi Erçel mi?
O günlerde sütununda ısrarla 'IMF ile anlaşma şart!' diye (Aynen Mustafa Koç gibi) tutturmuştu da; Ankara IMF'ye 'Elveda' deyince pek üzülmüştü.
Gazi Bey'e gazetesinde köşe açan da...
'Hayal Teknesi'nin kaptanı J.R.'dı! (Tamer Korkmaz)
Not:Yerli leon-J.R=Fatih Altaylı'dır (Ş.A)

29 Mayıs 2012 Salı






Balyoz sanığı paşadan intikam yemini iddiası

Dehşete düşüren ses kaydı. Balyoz sanığı Tuğamiral Cem Aziz Çakmak'a ait olduğu iddia edilen ses kaydında kan donduran tehditler yer aldı.

Balyoz sanığı Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar'a ait olduğu iddia edilen itiraflarının ardından
internete şok bir ses kaydı daha düştü.

Buna göre Çakmak, "İki sene içinde Balyoz'un rövanşı olacak, çok can yanacak. Kendilerine en güvendikleri anda çoluk çocuk demeden rövanşı alacağız" diyor. İşte Çakmak'a ait olduğu iddia edilen inanılmaz ifadeler:

KENDİLERİNE ÇOK GÜVENDİKLERİ İÇİN ZAYIFLAR

Şimdi ben şuna inanıyorum. Bir insanın en zayıf olduğu zaman ne zamandır biliyor musun? Kendine çok güvendiği zaman. En zayıf olduğu zaman o zamandır. Ben bu kadar söyleyeyim yeter. Biz de çok güvendik ondan zayıftık. Şimdi de aynı hatayı onlar yapıyor.

KARACILAR DA YÜREKLİ ADAM ÇOK AZ

Biz 80'den sonra çok değişik bir subay tipi yetiştirdik. Menfaatlerine düşkün. Yurtdışı ve görevlere. Efendim paşa olmaya. Memleket meselelerinden uzaklaşmaya, öğrenmemeye. Bak öğrenmek yerine ne bileyim komutanın eşine reçel yapıp götürtmeye. O tip insan yetiştirdik. Çok ciddi söylüyorum bunu da. Ve onlar seçildi. Bugünkü sıkıntının sebebi odur. Bizde Deniz Kuvvetleri'nde biraz daha farklı ama Karacılar'da tamamen böyle. Yani yürekli adamsayısı çok az.

MAHKEMEYE 'ŞEREFSİZLER' DİYE BAĞIRDIM

Ben yalvardım onlara "Ne olur bunlara boynunuzu eğmeyin. Yani 'savunmalarınızda eğmeyin' diye. Ben 'sayın başkan' falan demiyorum artık. "10. Ağır Ceza Mahkemesi üyeleri" diye bağırıyorum. Ne sayın başkan ne sayın üyeler. Hiç öyle şey yok bende. Muvazzaf Denizciler'in bir tanesi söylemedi. Hepsi 10. Ağır Ceza Mahkemesi. Ve hepsi siyasi konuşma yaptı. Şunu söyledim. En sonunda dedim ki "Bu şerefsizlere sesleniyorum" onlara bakıyorum ama. "Dış mihraklara uşaklık eden şerefsizlere sesleniyorum" derken onlara böyle bakıyorum tabii. Kafalarını eğiyorlar böyle. "Bu koltuklara oturacaksınız vatana ihanetten yargılanacaksınız" dedim. Hemen salonda başladı şey. Atarım matarım yine hâkim.' Bunlar bizi esir aldı.

ÇOCUĞUNA KADAR BU İŞ BÖYLE

Hep onu söylüyorum. Allah rövanşını göstermesin onlar için. Çünkü biz bir daha böyle bir rövanşta böyle bir hata yapmayız yani. Yani Atatürk isyan oldu mu "Çoluğu çocuğu kalmasın götürün, şehri götürün" diyormuş. Adam, görüyor yani. Çocuğuna kadar. Bu iş böyle. Kendilerine en güvendikleri an en zayıf oldukları andır. Umut, "özgürlük savaşçılarının can simidiymiş" Mandela öyle diyor. 29 yıl yatıyor Mandela hücrede. Onun için umudu hiç bırakmayacağız. Umudumuz hep olacak.

BU ÜLKEDEN KAÇACAKLAR

Tabii bu daha süreç alacak daha ne kadar çekeriz bilmiyorum. Ama çok uzun süreceğini sanmıyorum. Bakalım kaç kişiyi bırakırlar, bırakırlar mı? Yani olmazsa da iş uzun sürmeyecek artık. Yani aldığımız haberler o yönde bizim. Sağlam kaynaklar. Bunun hesabı sorulacak. Tarihin yargısından kaçmaları mümkün değil. Kimse kaçamaz. Kimse. Yani bunların yatacak yerleri yok. Bunları toprak reddeder, naaşlarını toprak reddeder şerefsizim. Bir iki sene içerisinde bu manzara tam tersine dönecek. Bak söylüyorum bunu. Dersin ki "Bunu bir paşam söylemişti" dersin. Adamlar kaçacaklar. Bu ülkeden kaçacaklar çoğu. Ve rövanşı çok farklı olacak. Çok kişinin canı yanacak. Yani bunun rövanşında çok can yanacak.

AÇ KALACAKLAR

Neler var, neler var, şu anda bizim bildiğimiz neler var. Yani Almanya başka bir şey söylüyor, Amerika başka bir şey söylüyor. Alman istihbaratı var, CIA var. MOSSAD var. Onun için onlar şimdi çok büyük çalkantı içindeler. Çok. Ciddi. Tıkandılar. Bir sürü hesaplaşma olacak. İki sene çok belki bir sene içinde. Eğer biz buradan bir çıkarsak bu dışarıdakilerle çok ciddi bir hesaplaşma olacak, çok ciddi hem de. İlk şeyimiz ne biliyor musun? Aç kalacaklar. Bak söyleyeyim. Aç kalacaklar. Öyle başlayacak zaten. Bu kadar da boş değiliz ya.

Ülke iç savaşla kendine gelir

Tuğamiral Ilgar'a ait olduğu iddia edilen ses kaydında da benzer ifadeler yer almıştı. İç savaş öngörüsünün bulunulduğu kayıtta şu ifadeler dikkat çekmişti: "Çıktıktan sonra da güzel planlarımız var. Savaşsa savaş yapacağız. Yapacak bir şeyimiz yok yani. Burada bitmemesi lazım bunun. Bir iki aya kadar da ve bilgiler de gelen bilgiler de emareler de o yönde. Bir yasa tasarısı gündemde. O yasayla bizi çıkaracaklar. Bu ülke ya ekonomik krizle ya bir iç savaşla kendine gelecek. Bu iki seçenekten bir tanesi kapımızı çalacak. Ondan sonra dönüş yolu orada başlayacak."(Bugün)





Genel müdür bile namaz yüzünden atılmış

Toyota Boshoku Türkiye’nin eski genel müdürü, dini vecibelerini yerine getirdiği için işten çıkarıldığını anlatarak “Cuma’ya gitmem yasaklandı. Namaz kıldığım için İslami Terör Örgütü üyesi olmakla suçlandım” dedi.
TOYATA'DA dini inançları nedeniyle baskıya maruz kalan ve ağır şartlarda çalıştırıldıkları için sakat kalanların TBMM'ye gönderdikleri başvuru di­lekçelerine ulaşıldı. Dilekçelerde mağ­durlar yaşadıklarını anlatırken; ağır çalış­ma koşulları nedeniyle Adapazarı hastanelerinde çok sayıda çalışanın ameliyat ge­çirdiği ve işten ayrılmak durumunda bıra­kıldıkları iddia ediliyor.

Hatta şirketin eski genel müdürü bile dini inançları yüzünden baskıya maruz kaldığını, istifa etmeye zonlandığını belirterek Meclis'e başvur­muş. Toyota Boshoku Türkiye A.Ş.'nin dini vecibelerini yerine getirdiği için mağdur olup ayrılan Genel Müdürü, yaşadıklarını şikayet mektubunda şöyle anlatıyor:

Şubat 1998'den Mayıs 2011'e kadar Toyo­ta Boshuku Türkiye A.Ş.'de çalıştım. Son 5-6 yılda psikolojik şiddet, baskı ve iftira­lara maruz kaldım.

Ana müşterimiz olan Toyota Otomotiv Türkiye A.Ş.'nin Başkan ve CEO'su tara­fından dini vecibelerini şirket kuralları­na riayet ederek yerine getirmeye çalı­şanlara karşı tavır alındı.

Öğle mola saatleri içerisinde olmasına rağmen Cuma'ya gitmeme, diğer perso­nele örnek olur diye yasak kondu.

Toyota Boshoku Türkiye A.Ş. 'nin Başka­nı tarafından İslami Terör Örgütü üyesi olmakla suçlandım.

Cumaya gittiğim ve içki içmiyor olmam nedeniyle gördüğüm baskı nedeniyle 3 ay psikolojik tedavi gördüm.

Eşimin durumu, çocuklarımın gittiği okula kadar araştırıldım.

»Gördüğüm bütün baskıların arkasında Toyota Türkiye'deki Türk yöneticilerin olduğunu biliyorum.

»Kıdemli Cenel Müdür pozisyonundan Ce­nel Müdür pozisyonuna düşürüldüm.

Çok sevdiğim şirketimden maruz kaldı­ğım baskı ve şiddet nedeniyle istifa et­mek zorunda kaldım.

»Şirket bu ayrılıkta hatalı olduğunu bildiği için bana çok ciddi bir tazminat da ödedi. Psikolojik yıkımım devam etmektedir. Mec­lis bu konuyu araştırmalı.

Ameliyat olanların işine son veriliyor
"9 KİSİNİN çalıştığı prosesten bir kisi çıkarılarak 9 kişinin işi 8 kişiye yaptırılmaktadır. Bu da sürekli üretim yapan bir hatta çalışan kişiye ağır yük bindirerek eklem, bel, kol, diz rahatsızlıklarını hat safhaya çıkartmaktadır, fabrikadaki üretim yılı 17-18 yıl olarak düşünecek olursak su anda sakatlıklar had safhadadır. Ergonomik rahatsızlıktan dolayı cok sayıda personel ameliyat olmuştur. Bu ameliyatlarda devamsızlıkları faz­la olan ve çalışamayanlar tehdit ve uyarılarla D ve E performans verile­rek isten atılmaları sağlanmıştır."

Hastaneye gidersen isten atılırsın
TOYOTA Boshoku otomobil iç döseme fabrikasında çalışırken kolundan rahatsız­lanarak işten atıldığını iddia eden bir baş­ka isçi de dilekçesinde, ağır yükler taşır­ken kolunda problem oluştuğunu ve ame­liyat olduğunu belirterek, fabrika dokto­runa meslek hastalıkları hastanesine git­mek istediğini söylediğini, doktorun ise oraya gidenlerin isten atıldığını söyleye­rek gözdağı vermeye çalıştığını öne sürdü. Meslek hastanesine gittiğinde kendisine istirahat verildiğini döndüğünde ise iş akdinin feshedildiğinin savunan işçi, ağrılarının çok olduğunu, çocuğunu bile kucağına alıp sevemediğinl iddia etti..

Raporum devam ederken attılar

2003 yılında Boshoku fabrikasında ise başladığını, arka koltuğun sağ ve sol kenarlarını yapma işi sıra­sında kollarını ve parmaklarını çok zorlamak duru­munda kaldığını, şikayetinin artması üzerine yük taşınan bir bölüme verildiğini belirterek, "Rotas­yon istedim vermediler, daha doğrusu yapılmadı.

Hastane kollarımda tenisçi dirseği ve karpal tünel sendromu teshisi koydu" ifadesini kullandı. İki kez ameliyat olduğunu ancak düzelmediğini, psikolojik tedavi gördüğünü iddia eden isçi, dilekçesinde su iddialarda bulundu:

"Yapılan kontrollerde rahatsız­lığımın meslek hastalığı olup yapılan yeni tetkik­lerle ve çekilen filmlerle rahatsızlığımın İlerlediği müdahale yapılmazsa kollarımı kullanamayacağım söylendi, ikinci ameliyat olmama karar verildi, ikinci ameliyattan sonra da ağrılarımda azalma ol­madı.

Üç aya yakın psikolojik tedavi gördüm. Bu süreç içinde beni fabrikaya çağırıp artık onların işi­ne yaramadığını söyleyip iş akdimi sona erdirdiler. Bu zamana kadar fabrikada ne yüz kızartıcı bir su­çum ne de çalıştığım süre boyunca ise geç kaldığı­mı, amirlerimin benden memnun olduklarını fakat sakat birisinin işlerine yaramadığını söylediler. Ra­por devam ederken işten çıkarıldım, işten çıkarılır­ken sadece kıdem tazminatını verdiler."

Kantinde Ülker'e yasak getirildi

TOYOTA şirketinde din özgürlüğünün kısıtlandı­ğını iddia eden bir isçi işe alımlarda 'namaz kı­lıyor musun, baban ne iş yapıyor' gibi sorular yöneltildiğini, namaz kılanların takip edildiğini, seccade türü malzemelerin toplatıldığını, çalış­ma koşullarından dolayı cok sayıda isçinin ergonomlk zorluklardan dolayı sakatlandığını öne sürdü.

Dilekçede su ifadeler yer aldı: "2012 Mart ayında bir müdür yardımcısı iki uzman namaz kıldıklarından dolayı gerekçe gösterilmeksizin isten çıkartılmıştır. 1994 yılından beri ise alımlarda İnsanlar inançları sorgulanıp alınmışlardır. Namaz kılıyor musun, içki içiyor mu­sun, içmiyorsan neden içmiyorsun, inançların gereği mi, baban ne iş yapar gibi sorular sorarak inançlı olanlar engellenmiştir.

Şirketin kan­tininde Ülker mamullerinin satılmasının engel­lenmesi sağlanmıştır. Namaz kılanlar takip edi­lip fişlemeler yapılmıştır. Fabrika içinde mehter marşı dinlendiğini fark eden yönetici fabrikayı faşistler basmış diyerek müziğe doğru giderken ofisten telefon ile bilgi verilerek müziklerin si­linmesi sağlanarak yakalanılmamıştır."

Yağmur gibi şikayet dilekçesi yağıyor
TBMM İnsan Hakları İnceleme Ko­misyonu Başkanı Ayhan Sefer Üs­tün, Toyota'nın Sakarya'daki tesis­lerinde dini ayrımcılık ve baskı ya­pıldığı haberinin yayın­lanması üzerine, kendilerine onlar­ca şikayet mektubu geldiğini açık­ladı. Üstün, "Sakarya'dan komisyo­numuza, adeta bir şikayet mektubu yağmuru oldu. Dini ayrımcılığın ve baskıların devam ettiğini anlatan dilekçeler değerlendiriliyor" dedi. (star)

14 Mayıs 2012 Pazartesi







Türkiye bu “sesi” konuşacak!
 Video paylaşım sitesi dailymotion.com'da şok bir ses kaydı daha yayına kondu. Bu ses kaydı öncekilerden çok daha vahim 28 Şubat soruşturması kapsamında düzenlenen 4. dalga operasyonlarda tutuklanan isimlerden Korgeneral Tevfik Özkılıç'a ait olduğu ileri sürülen ses kaydındaki kişi, ordudan askerlerin nasıl atıldığıyla ilgili şok itiraflarda bulunuyor.

Açık açık “Biz adamı usulüne uygun yargılar asarız. Delile ihtiyaç yok” diyen kayıttaki kişi, bunun için öncesinde ajitasyon amaçlı asılsız ihbarlar yaptıklarını söylüyor.

Söze gerek bırakmayan ses kaydının dökümü şöyle:

“İÇİMİZDE HAİNLER VAR YANİ. İÇİMİZDEKİ HAİNLER NERDE? OKUL KARARGAHINDA,
ÖĞRENCİ ALAYINDA, DEKANLIKTA, ÖĞRENCİLER İÇİNDE, LOJİSTİK DESTEK KOMUTANLIĞINDA, ASEM'DE, BİR YERDE.

BAKIN SİZE İLGİNÇ BİR OLAY ANLATAYIM. ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ'NDEN (AYİM) ÖZEL BİR KİŞİ İLE ÖZEL BİR GÖRÜŞME YAPTIM. BUNLARIN HEPSİNİ BİR PAKETLE ATACAKTIK. TAMAMINI.
ATMA İŞLEMİNDE 4.SINIF ÖĞRENCİLER DE VAR.
YANİ TEĞMEN OLACAKLARDAN BAŞLAYACAKTIK. DİĞERLERİNİ DE PEYDERPEY SÜRECE YAYACAKTIK.
3, 2, 1. SINIFLARDAKİLERLE İLGİLİ.
AJİTASYON İÇİN ASILSIZ İHBARLAR YAPTIK.
YETER Kİ SİZ BİR ADAMDAN ŞÜPHELENİN. ONUN DOSYASINI DOLDURURUZ.
AMA BİRİNDEN ŞÜPHELENDİĞİNİZ ZAMAN BİR ŞEKİLDE ADAMI, JANDARMANIN BİRTAKIM İMKANLARI VAR. BİZ BAZEN AJİTASYON İÇİN ASILSIZ İHBAR YAPARDIK.
BİR İHBARI YAPTIĞIMIZ İNTERNET CAFEDEN İKİNCİ İHBARI İÇİN
KULLANMIYORDUK GİBİ YANİ İSTERSEN ÇOK DEĞİŞİK YÖNTEMLER BULABİLİRSİN YANİ.
BİZ ADAMI USULÜNE UYGUN YARGILAR ASARIZ. DELİLE İHTİYAÇ YOK.
TALAT AYDEMİR İKİ KERE İSYANA TEŞEBBÜS ETMİŞ. BU OKULDA.
BİRİNCİDE İNÖNÜ AFFETMİŞ BUNLARI. İKİNCİDE DE YAPINCA KIBRIS OLAYLARI VAR. 64 ARALIĞI, İNGİLTERE'DEN DÖNMÜŞ. İKİ GÜN LÜĞÜNE.
DEMİŞLER Kİ TALAT AYDEMİR YENİDEN İSYANA TEŞEBBÜS ETTİ. O DA DEMİŞTİ USULÜNE UYGUN YARGILAYIN VE ASIN DEMİŞ İSMET İNÖNÜ.
BİZ ADAMI USULÜNE UYGUN YARGILARIZ ASARIZ. DELİLE İHTİYAÇ YOK. BÖYLE BİR DELİLE İHTİYAÇ YOK.
HARP OKULU'NDA İSTEDİĞİMİZ ÖĞRENCİYİ ATARIZ.
BİZİM BAŞKA YETKİLERİMİZ VAR.
SİZ DEYİN Kİ BU ADAM BUNDAN YETER.
5-6 AY İÇİNDE ATARIZ O'NU.
YETER Kİ EMİN OLALIM BİZ.
BİZ BURDA BİR ÖĞRENCİ İÇİN EMİN OLALIM.
SİZ DEYİN Kİ BU ADAM BUNDAN. DELİL YOK. HİÇ GEREK YOK. BİZ ONU ATARIZ.
NASIL ATARIZ ONU? YANİ BİZE BAZEN 5-6 AYLIK BİR SÜREÇ GEREKİR SADECE.
ADAMI ATARIZ. BİR BEN BÖYLE OTURUP DİĞER ADAMLAR BU TÜR SİYASİ DELİL
KULLANILMASINA ZATEN FİKREN KARŞIYIM. BİZİM BAŞKA YETKİLERİMİZ VAR.
SUBAYLARI ATMAK İÇİN DELİLE İHTİYAÇ YOK.
HATTA SUBAYI ATMAK DAHA KOLAY.
SUBAYLAR İÇİN YÜKSEK ASKERİ ŞURAYA GİRİP ATILACAKLAR İÇİN DE GEREK YOK.
YARGI YOLU KAPALI. KUVVET (KKK) İNANDIKTAN SONRA SUBAYI ATMAK DAHA KOLAY.
ÖĞRENCİYİ ATMAK DAHA ZOR.
SUBAYI ATMAK ÇOK KOLAY.
SİZ KARAR VERİN.
ŞURA'YA SOKUN.
YARGI YOLU KAPALI.
TIK DİYE İLK ŞURA'DA.
ARALIK'TA ŞURA VAR.
ÇIKARTIR, ATARLAR HEPSİNİ.
BEN SİNCAN OLAYLARI SIRASINDA 3 SENE GENELKURMAY'DA ÖZEL BİR GRUPLA ÇALIŞTIM.
O DÖNEMDE YILDA İKİ ŞURA YAPILIRDI.
BİR YÜKSELME ŞURASI BİR KANUN, KARARNAME, TERFİ ŞURASI.
HERBİRİNDE 100 KÜSÜR OLMAK ÜZERE 600 KİŞİ ATTIK OKULDAN.
HEPSİ DE ÇALIŞMA KOMİSYONUNDAN.
KURMAY ALBAYLAR VARDI, HÂKİM ALBAYLAR VARDI, TEĞMEN VARDI, BAŞÇAVUŞ VARDI, SİVİL MEMURLAR VARDI HEPSİ GİTTİLER. HEPSİ.
DAHA ÖNCE ATTIĞIMIZ ADAMLARI TAM ARAŞTIRMADAN ATTIK.
AMA OLSUN KURUNUN YANINDA YAŞ DA YANAR DEĞİL Mİ?
HA ATILAN O ADAMLAR DA ACABA ÇOK EMİN MİYDİNİZ (?) DERSENİZ, ÇOK DEĞİLDİK ARKADAŞLAR.
NEDEN? TANIMIYORUZ Kİ ADAMI. KOMUTANI DEMİŞ BU BÖYLE.
AMA BAZEN KURUNUN YANINDA YAŞ DA YANAR ARKADAŞLAR..."