Şahin ATABEK

5 Mayıs 2013 Pazar

Bilinmeyen o kadar çok şey var ki!

Atatürk'ün İngilizlerle ilişkisi hep muammadır. Hem İngiliz devleti hem de bizim Genelkurmay ilgili belgeleri açıklamadığı için Cumhuriyet tarihinin ilk yıllarında ne olup bittiğini bilmiyoruz. Musul-Kerkük ne uğruna feda edildi belli değil.
İngilizlerle hangi konularda anlaştık belli değil ama İngilizlerin bize armağanı (!) Kalust Sarkis Gülbekyan ve Berç Keresteciyan gibi derin masonik güçler ve bunların özellikle masonik çevreleri ülkemizin tüm kritik noktalarını ele geçirmişti.
1975 yılında ABD ambargosu ile sarsılan Türkiye'de Berç Keresteciyan'ın oğlu İbrahim Türker kurduğu şebekeyle (network) Seferberlik Tetkik Kurulu'nu istediği gibi yönetiyordu. Türkiye'de kaçakçılık işleri ve siyaseti dizayn etme Türker ve şebekesinin işiydi.
ABD'ye casusluk yapan Kurmay Albay Sabahattin Savaşman, Lockheed uçak skandalının baş aktörü Orgeneral Emin Alpkaya ve Lockheed Türkiye temsilcisi Nezih Dural gibi isimler aslında Türker'in dediklerini yapıyorlardı.
Bu şebeke 12 Eylül darbesini yapmayı başardı. Turgut Özal'a dünya sisteminin uygun gördüğü politikaları uygulayacağı garantisiyle Anavatan Partisi'yle seçimlere girilmesine müsaade edildi. Hatta o dönem siyasilerin güvenlik tahkikatını yapan Önder Koç, Türker'den aldığı emirle Özal için olumsuz rapor vermemişti.
Neticede Özal bir dizi reform yaptı ve Türk ekonomisini dışa açmayı başardı. Ama Özal'ın hesaba katmadığı bir realite kendini gösterdi. Türkiye'de rant, ithal ikame üzerinden sağlanıyordu. Özal kaçakçılık ve rant sistemine neşter atınca devlet içindeki şebeke bundan rahatsız oldu.
Özal bu yapıyı iktidarı döneminde tanıdığı için vatansever olduğuna inandığı ve devletin istihbarat ağını iyi bilen Hiram Abas ve Mehmet Eymür'e geniş yetkiler verdi. Bir yandan da Özal İngiltere'de yıldızı parlayan Kıbrıs Türkü Asil Nadir'i basın dünyasına girmeye ikna etti. Buradaki amaç Hürriyet'in sahibi Erol Simavi'nin gücünü kırmaktı. Eski Emniyet Müdürlerinden Fahri Görgülü, Asil Nadir'in yanına monte edilmişti.
Bir yandan çıkarları zedelenen, bir yandan da Türkiye reformlarla kabuk değiştirmeye başlayınca İbrahim Türker ve ekibi haliyle bu durumdan rahatsızlık duydu. Tam o zamanlarda İrangate olayı patlak verdi. ABD tarafından İran'a gönderilen silahları Kemal Horzum kendi şirketi olan B.C. Havayolları üzerinden Mustafa Arda'nın yardımıyla taşıdı. Tabii Horzum'un arkasında İbrahim Türker vardı ve bu skandaldan elde edilen para 1988'deki Özal suikastinde kullanıldı.
Özel Harp Dairesi'nden Sabri Yirmibeşoğlu, iş dünyasından Kemal Horzum, basın dünyasından Erol Simavi, ANAP içerisinden yedi ismin şebekenin emirleri doğrultusunda Özal suikastini organize ettikleri iddia edildi. Tetikçi Demirağ tıpkı Horzum gibi Afyonlu. Demirağ'ın kullandığı silah İngiliz marka Scott Webley ve İngiltere'den özel olarak getirtilmişti.
Tamamen tesadüf eseri suikast başarısız olunca Özal bu şebekenin izlerini buldu. Ama gücünün yetmeyeceğini anlayınca geri adım attı.
1991 seçimleriyle Demirel yeniden iktidara gelince şebeke çok rahatladı. Türker ve ekibinin ilk işi Özal'ın yakın çalışma arkadaşlarını ANAP'tan uzaklaştırmak oldu. Öte yandan Çankaya'da Özal'ı çembere alarak etkisiz hale getirmeye çalıştılar.
Balyoz davası tutuklusu Hasan Iğsız, Köşk istihbarat sorumlusu eski Cumhurbaşkanlarımızdan Cevdet Sunay'ın yeğeni Fuat Bey Özal'ın çevresini oluşturdular. 1993 yılında meydana gelen Özal'ın zehirlenme hadisesi için bu isimlerin ifadelerine başvurulsa daha iyi olur. Yoksa adı geçen Levent Ersöz'ün Özal'ın ölümüyle zerre ilgisi olmadığını herkes biliyor. Ayrıca Özal'ın zehirlenme hadisesine benzer vakalar o dönem sıkça yaşanmıştı ve dönemin yetkililerine ulaştırılmıştı.
İyi bir doktor aynı zamanda iyi bir katil olabilir. Çünkü insan anatomisini iyi tanır. Demirel'in, 'Özal zaten ölecekti' türü tezviratlarını ciddiye almayın. İbrahim Türker çok iyi bir kimya mütehassısıydı. Batı dünyası için yıllarca Ruslarla mücadele etti.
Sovyet Politbürosu'ndan tanıdığı üst düzey mason yetkililer ve Seydişehir Alüminyum ve İskenderun Demir-Çelik fabrikalarının kurulması esnasında tanıştığı Ruslardan zehirler temin edildi. Ve nokta konuldu.
Bu bilgiler buzdağının sadece görünenleri. Devletin içinde yer etmiş şebekeler siyaseti ve ekonomiyi istedikleri gibi dizayn ettiler. Diğer gerçekler de zamanla ortaya çıkacaktır.(Cem Küçük)

Devlet oyunları

Geçen Pazar bu köşede çıkan 'Kim bu İbrahim Türker?' başlıklı yazıdan sonra çok enteresan tepkiler geldi. Bu ismin varlığından devletin kritik noktasındaki bazı isimler haberdar mıydı diye merak ederken, öğrendim ki, çok ama çok az kişi İbrahim Türker'i duymuş.
Bu ismi bilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İsmi öyle bir korku yaratmış ki, bilgisine başvurduğum bazı görevliler konuşmak dahi istemediler. Peki İbrahim Türker önemli biri mi? Hem de çok. Zamanında kimse Abdullah Çatlı ya da Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ı da tanımıyordu. Ama bu kişiler vardı ve devlet adına işler yapıyorlardı. Hepsinin üzerinde dokunulmaz bir zırh mevcuttu.
İbrahim Türker Türkiye'deki Gladyo yapılanmasının en tepe ve en önemli isimlerinden bir tanesi. Gücünü sadece içeriden değil, uluslararası çevrelerden alıyor. Ayrıca Türker'in 1990'lı yıllarda Süleyman Demirel'le ilişkisini iyi incelemekte fayda var. Demirel'e iç siyasetle ilgili bilgileri Ekrem Ceyhun verirken, dış dünyayla ilgili bilgileri de İbrahim Türker veriyordu. Tabii Demirel'le Türker'in dostlukları mason localarının 33. noktasına kadar dayanıyor.
Osman Nuri Gündeş'i istihbarat danışmanı olarak 1993'te Tansu Çiller'in yanına atayan Demirel-Türker ikilisi. Türker'in başka ekipleri de var. MİT içindeki Şenkal Atasagun-Mikdat Alpay ekibi ve onların alt grupları Türker'in emrinde hizmet verdiler.
Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Somali'de başarısız olan ama Yahudilerin pek bir sevdiği Çevik Bir ve Romanya'da kurmay yarbaylığından askeri ataşe olarak tanıdığı 1995'de emekli olan Korgeneral Şelçuk Saka Paşa ile çok yakın temasları var Türker'in. 28 Şubat döneminde Selçuk Saka OYAK Başkanı oluyor.
28 Şubat döneminde bankaların içi boşaltılıp servetler yeni sahipleriyle kucaklaşıyordu. OYAKBANK bu dönemin en kârlı kuruluşu oldu. Bedavadan servet edindiler ve Selçuk Saka bu dönemde iyi iş gördü.
O yıllarda İbrahim Türker, Malta Fahri Konsolosluğu'nun bir üst katını karargâh olarak kullanıyor. Burası aynı zamanda mason localarına yakın ve Türker'in yakın temasta olduğu İngiltere Başkonsolosluğu'nun dibi.
İngiliz Başkonsolosluğu karşısında bir ara pasajda İngiltere İşadamları Derneği adı altında faaliyet gösteren özel büroda gizli toplantılarını ve uluslararası görüşmelerini yapıyor. Öte yandan Doğu Perinçek ve İşçi Partilileri İngiliz istihbaratı üzerinden kontrol etmeyi ihmal etmiyor İbrahim Türker.
Türker ayrıca Tokatlıyan Han'daki gizli ofisi ve Balık Pazarı içerisindeki Ermeni Kilisesi'ni de arada bir kullanıyordu. Tabii devlet oyunlarına meraklı biri Türker ve bunun gereklerini de yerine getiriyor.
Özellikle düşman hedef olan Kafkasya ve Moskova'daki istihbarat akışından Çeçenlerle Ruslar arasında bir harbin çıkacağının haberini alıyor. Türk Seferberlik Teşkilatları'nın tümünü Çeçen güçlere destek verecek şekilde hazırlatıp sahada bekletiyor. Karşı taraf yani Rus askeri istihbaratı GRU ve onunla koordineli hareket eden FSB de böyle bir çatışma alanında kendi adamlarını ve oyunlarını hazırlıyorlar.
Çeçenistan'a verilen genel malzeme, silah ve diğer unsurların hepsini sağlayan ve aklı veren aslında Türker ve arkasındaki İngiliz istihbaratı.
1995 yılının ilk aylarında Abdullah Öcalan'ın kellesini almak için yoğun uğraşlar veriliyordu. İngiltere biz bu işi yaparız diyerek Türker üzerinden Süleyman Demirel'le bağlantı kuruyor. Demirel işi MİT Müsteşarı Sönmez Köksal'a havale ediyor. Konunun detaylarını konuşmak için Köksal da Dış Operasyonlar Dairesi Başkanı Yavuz Ataç'ı görüşmeye gönderiyor.
Ne var ki İngiltere Apo'nun kellesi karşılığında Kuzey Kıbrıs'ta üs, MİT'ten geniş istihbarat paylaşımı istiyor. Ataç bu istekleri duyunca sinirlenip kalkıyor ve Köksal'a olumsuz rapor veriyor. Bu mesele o dönem bazı medya kuruluşlarına da yansıyor, ancak detaya girilmeden kapatılıyor.
İbrahim Türker böyle geniş bağlantılıları olan bir adam. Sadece CIA'in bu bölgedeki en önemli isimlerinden Ruzi Nazar'la olan ilişkisi yazılsa ortaya koca bir kitap çıkar.
Seferberlik Tetkik Kurulu bir dönem ondan soruldu. Devlet sırrı kapsamında dile getirilemeyen birçok olayın perde arkasında bu isim var. Uluslararası çok büyük güce sahip Türker.
Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat sürecinde Türkiye önemli adımlar attı ama esas kişilere hâlâ dokunulmadı. Medya, iş dünyası ve arkadaki büyük baronlar keyif çubuklarını tüttürmeye devam ediyorlar.
Unutmadan İbrahim Türker'in en yakın iki dostu İnan Kıraç ve İshak Alaton… Türkiye'nin yakın tarihinde meydana gelen olaylara bakın, resmi daha net görürsünüz.(Cem Küçük)

Kim bu İbrahim Türker?

Berç Keresteciyan Türker, Cumhuriyet tarihinin önemli isimlerinden biri. Kurtuluş Savaşı esnasında Osmanlı Bankası üzerinden para vererek Milli Mücadele'ye büyük katkı sunduğu hep söylenir. Ermeni kökenli bir vatandaşımız olması ve böyle yardımlarda bulunması da ayrıca önemli.
Osmanlı Bankası'nı yönetirken Atatürk'le büyük bir dostluk kuruyor ve adeta imtiyaz elde ediyor. Kendisi aynı zamanda Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin ileri gelenlerinden. Türker daha sonra milletvekili oluyor. Atatürk öldükten sonra İsmet İnönü'yle dostluğu sürüyor. Tipik bir mason olan Berç Keresteciyan Türker, Atatürk'ün bu konudaki net tutumunu biliyor.
En büyük arzusu Mason Locaları'nı yeniden açtırmak ama Atatürk zamanında bunu yapamıyor. Atatürk ölünce 7. dönem Afyon milletvekili oluyor. İsmet İnönü'ye Mason Localarını yeniden açtırıyor. Ve Masonların Türkiye'deki en önemli isimlerinden biri oluyor.
Yani Berç Keresteciyan Türker Cumhuriyet tarihinde bir nevi dokunulmazlık kazanıyor. Berç Bey'in bir oğlu olduğu söyleniyor, adı İbrahim Türker. Oğul Türker, soyadındaki Keresteciyan'ı atıyor. Peki İbrahim Türker ne iş yapar diye şöyle bir araştırınca, ortaya ilginç bağlantılar çıkıyor.
İbrahim Türker'in aile içinde ve çevresindeki adı Atamdede. Muhtemelen Atatürk'ten etkilenerek bu isim veriliyor kendisine. Babası gibi İbrahim Türker de Mason. Mason Yüksek Cemiyeti İskoç Riti'ne bağlı.
Asla korumayla gezmiyor. Tek elinde kartal başlı pahalı bir baston taşıyor. İddialara göre Türk burjuvazisi üzerinde büyük etkisi var. Hatta Türk derin devlet yapılanmasında bile önemli bir isim.
Türk istihbaratı ve Seferberlik Tetkik Kurulu'nda kod adının 'Şaban' olduğu iddia ediliyor. İbrahim Türker beyin zevcesi Urfalı büyük bir toprak ailesinin kızı.
Çok iyi satranç oynadığı belirtilen İbrahim Türker 1960 ve 70'li yıllarda dünyadaki satranç federasyonlarıyla yakın ilişkiler kuruyor. 1970'li yıllarda Türkiye Satranç Federasyon Başkanlığı yapıyor. Rivayet odur ki, Süleyman Demirel hükümetleri döneminde Seydişehir Alüminyum ve İskenderun Demir Çelik fabrikalarının kurulmasında başrol oynuyor.
Denizlere meraklı ve yat tutkusuyla biliniyor. Ayrıca Ermeni kökenli olduğu için dünyadaki tüm Ermeni diasporası ve ülkemizdeki Ermeni vakıf ile kiliseleri üzerinde etkili.
İbrahim Türker'le ilgili iddialar sadece bunlarla sınırlı değil. Yukarıda dediğim Özel Harp Dairesi'nde bu kişinin büyük etkisi olduğu dile getiriliyor. Nasıl mı? Mesela Demirel dönemlerinde Romanya'da mobilya ithalatı adı altında aslında CIA'yle büyük operasyonlar yaptığı ve ününü böyle elde ettiği konuşuluyor.
Washington, Londra, Brüksel hattında önemli bağlantıları olduğu ve küresel baronların Türkiye ayağı olduğu bile dillendiriliyor.
Ticaretten kazandığı paraları, Seferberlik Tetkik Kurulu kapsamında öncülük ettiği, iç ve dış olarak ikiye ayrılan bir şebeke için harcadığı söyleniyor.
Yani NATO'nun gizli yapılanmasının bir nevi sivil ayağı bu isim. Kendisinin Türkiye'nin son 10 yılda yaşadığı büyük değişimden ötürü soluğu New York'ta aldığı ve kendisine bugüne kadar kucak açanların korumasında olduğu söyleniyor.
Ergenekon davasında hep bir '1 Numara' dile getirilmişti. Özellikle bu konuda ciddi araştırmalar yapan ve önemli kitaplara imza atan Şamil Tayyar sürekli olarak en tepedeki bir isimden hep bahsetti ama adını zikretmedi. O isim bu kişi olabilir mi?
Bir de 1980 darbesinin belgelerine bakınca İbrahim Türker ismi biraz daha ortaya çıkıyor. Acaba Türkiye'nin geçmişinden beri yaşadığı sıkıntılı hallerin perde arkasında bu isim olabilir mi? Ya da bu isim başka birinin kullandığı kod ad olabilir mi?
Kozmik odada bu kişiye ait özel bir bölüm var mı? Kim bilir, belki vardır ama saklanıyordur. Ayrıca İbrahim Türker ismini belki duymuşlardır diye bazı emekli ve görevde olan devlet yetkililerine sordum. Kimi tanımadığını, kimi duymadığını söyledi. Bazıları da sessiz kaldı, yorumda bulunmadı.
Yakın zamanda Türkiye'de bu isimle ilgili bazı bilgiler ortaya çıkabilir. Ya da gücünden ötürü hiçbir şey yazılamayabilir.(cem Küçük)

19 Nisan 2013 Cuma

 CHP iyi ki var
İstanbul'a ilk köprü yapılacaktı.
Menderes proje hazırlattı.
İnönü "Yıkılır" diye bağırdı.
Vatan Caddesi yapılırken...
CHP;
"Buraya uçak mı indireceksiniz?" diye...
Tellal bağırttı.
Atatürk'ü Koruma Kanunu çıkıyordu.
Komisyon kurulmuştu.
CHP karşı çıktı...
DP destekledi.
Kanun öyle çıktı.
İlk köprü için kollar sıvandığında...
Solcu Mimarlar Odası haykırdı;
"Bu proje İstanbul'un başına gelen...
En talihsiz felakettir."
CHP'li milletvekili dedi ki;
"Bu köprü akıl ve hesap işi değildir."Solcu bir yazar köşesinde döktürdü;
"Bu köprüyle ne biz övünebiliriz...
Ne de çocuklarımız.
Boğazın iki yakasında evleri olan zenginlere...
Tüketim malları taşıyan kamyonlara...
Yol açmak için çare."
Solcu bir profesörümüz ülkeyi aydınlatan...
Muazzam ötesi bir açıklama yaptı;
"Köprü yapacağımıza...
Birkaç araba vapuru daha inşa edelim.
Üretken olmayan yatırımlar...
Büyük bir sarsıntı teşkil edecektir."
CHP'li bir yazarımız kafa yaptı...
"Estanbole asma korpi yapıyor...
N'olacak yani?
Yapıyor işte! Va mı itirazınız?"
CHP'li bir gazete patronu kükredi;
"Bu köprü sağcıların köprüsüdür.
Boğaziçi Köprüsü kel başa şimşir tarak."
Boğaz Köprüsü yapılırken...
"Mutlu azınlık geçecek" diye bağıran CHP'li...
Köprüden ilk geçen kişi oldu.
Keban Barajı yapılıyor.
CHP liderinden açıklama geliyor;
"Kurbağalara göl yapıyorsunuz."CHP milletvekilleri Meclis'te bağırıyor;
"Bu kadar enerjiyi toprağa mı vereceksiniz?"Aynı kafalar "GAP"a da "Aman ha" diye...
Bağıran Gafalardır.Türkiye'de uçak fabrikası için...
İlk kolları sıvayan kişi Nuri Demirağ idi.
Fransa, İngiltere ve Amerika...
Türkiye'ye baskı yaptı.
Nuri Bey'e iktidar bürokrasi çıkardı.
Asabı bozuldu, gitti parti kurdu.
Vay sen misin parti kuran?
İnönü fabrikayı kapattı.Adam battı.
O da gitti DP'den milletvekili oldu.
Olan uçak fabrikasına oldu.
Örnekler o kadar çok ki bitmiyor.
Çılgın Proje var malum....
Kanal İstanbul hani...
CHP lideri Kemal Bey;
"Bu memleketin çılgın adamlara değil...
Düşünen adamlara ihtiyacı var"
dedi.
Hala düşünüyorlar.
Hükümet 30 yıldır süren terörü...
Bitirmek için kolları sıvadı.
CHP milletvekili;
"Tabanımız destekliyor" dedi.
Vay sen misin bunu diyen?
CHP konuşanı ya istifa ettiriyor.
Ya da disiplin kuruluna veriyor.
Meclis'e komisyon kurulması için imza veriyorlar.
İktidar destekleyince...
Kendi imzalarından öcü gibi kaçıyorlar.
Barış sürecinde yoklar.
Başbakan Erdoğan "Yerli oto" diyor.
Yıllarca CHP'yi destekleyen...
Seçim önceleri ABD konsoloslarına...
"AK Parti gidiyor, CHP geliyor" diye...
Brifingler veren Koç ailesi;
"Yerli oto intihardır" diyor.
Bunlar neye muhalefet ediyorsa...
O işte hayır vardır.
"İyi ki muhalefet var" diyerek...
"Yapmayın" dediklerini...
Gözün kapalı yapacaksın.(Bekir Hazar)

İnanılmaz!

7 Mart 1990'da, bir 'Gizli Devlet' işi (Üst Yapı) suikasta kurban giden gazeteci mi, Çetin Emeç'tir.
Eşi Bilge Emeç, cinayetten tam 20 yıl sonra ilk defa Vatan gazetesine konuşmuş ve şöyle demişti:
'Bugüne kadar devleti suçlamadım. 'İran yaptı' demek işime geldi, sanırım. Gerçeklerle yüzleşmek istemedim…
Her şey, suikastın çözülmemesine programlıydı.
Tetikçiyi yakaladılar ama onun da gerçek olduğunu düşünmüyorum.' (13 Şubat 2010)
*?
Bilge Emeç'le röportajı yapan Sanem Altan'dı.
Röportajın yayınlandığı günün sabahı Bilge Emeç Sanem Altan'ı arayıp teşekkür etmişti; kızı Mehveş Emeç de 'kolay unutulamayacak bir üslupla' teşekkür mesajı atmıştı.
Ancak, hemen sonra 'tuhaf' bir gelişme yaşandı.
Ne mi olmuştu?
Sanem Altan'ın Vatan'daki 26 Mayıs 2011 tarihli yazısını okuyoruz:
'Röportaj çok ses getirmişti. Fakat ertesi gün Bilge Hanım'dan ağlamaklı bir sesle telefon aldım.
'Lütfen dediklerimi demediğimi söyleyelim…
Biliyorum dedim ama demedi deyin…
Çok kızdılar bana…' diyordu.
'Bunu yapamayız Bilge Hanım, bunları kasete de söylediniz ama kim kızdı size ne oldu' dediğimde şu yanıtı aldım:
'İnan Kıraç, bizim aile dostumuz. Çetin'den sonra bize o kol kanat gerdi. Çocuklarım onlarla büyüdü…
O kızdı bana 'Bunu söylemen çok yanlış, bana nasıl sormazsın röportaj yapmadan önce' dedi…
Çok kötü oldu, çok…'
Şaşırdım. İnan Kıraç, Çetin Emeç'in ölümünden sonra ailesine sahip çıkacak kadar yakınsa suikastın aydınlatılmasını nasıl istemezdi ki, Bilge Hanım'a konuştuğu için kızsın…
İnan Kıraç'ı aramaya karar verdim (…)
Ona 'Duydum ki, Bilge Hanım'a kızmışsınız, niye kızdınız' dedim. O da 'Tabii ki kızdım, bitmiş kapanmış bir konuyu açmaya gerek yok' dedi.
'Ama bu cinayet aydınlatılmadı, kimler yaptı bunu bilmek istemez misiniz?' diye sordum.
'Biliyorum kim yaptı, şu anda içeride, suçlular yakalandı, konuyu boşuna açmaya gerek yok' dedi.
Bu sefer çok şaşırdım…'
*?
Çetin Emeç Suikastı'nın perde arkasına seyahat edilmesini 'zinhar' istemeyen kimmiş?
Vehbi Koç'un, 'Derin Galatasaray' diye anılan damadı İnan Kıraç!
Öyleyse, İnan Kıraç'la ilgili resimleri şöyle bir gözümüzün önünden geçiriverelim…
1979'daki Abdi İpekçi Suikastı'nın ardından, Ercüment Karacan'ın 'telaşla' Milliyet'i elinden çıkardığını hatırlıyoruz.
O yıllarda adı sanı pek bilinmeyen Aydın Doğan gazetenin yeni sahibi oluvermişti.
Milliyet'in el değiştirmesinde birinci derecede etkili olan, Aydın Doğan'ın çok yakın arkadaşı İnan Kıraç'tan başkası değildi.
*?
CHP'li Yılmaz Ateş, ne demişti?
'İşadamı İnan Kıraç, skandal kasetten üç ay önce Deniz Baykal'ı ziyaret edip 'O ekibi listeye almayın' dedi. Sonrasında Baykal tasfiye edildi' (25 Mayıs 2011)
*?
Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi'nin 12 Ekim 2010'daki akademik yıl açılış töreninde fahri doktora payesi alırken gözyaşlarını tutamamıştı, İnan Kıraç!
O tören vasıtasıyla Süleyman Demirel ve Kemal Kılıçdaroğlu ile buluşmuşlardı.
*?
12 Haziran 2011 seçimi öncesinde, Cumhuriyet yazarı Cüneyt Arcayürek'e 'Güvenilir kaynaklardan öğrendim, CHP birinci parti çıkacak!' diye kehanette bulunan mı, İnan Kıraç'tı!
*?
2011'in Ocak ayında, Adnan Polat'a 'Kafanı kopartırız' diyen, çok geçmeden 'kafasını kopartan' da…
Ardından, Koç Ailesi'nin 'en fazla müsaadeye mazhar' adamlarından olan Ünal Aysal'ı Galatasaray Başkanlığı'na getiren de İnan Kıraç'tı…
Adnan Polat için 'sonun başlangıcı...'
Arena Stadı'nın açılışında yaşanan hadiselerdi:
O gece 'Başbakan Erdoğan'ın yuhalattırıldığını' hatırlıyoruz!
*?
Son zamanlarda medyada çıkmış bazı 'mutluluk!' resimlerine dikkatle bakıyorum…
Mesela, İnan Kıraç, Ünal Aysal, Mustafa Sarıgül bir etkinlikte birlikte poz veriyorlar…
*?
Almanya'dan maç sonrası dönüşte, uçakta Ünal Aysal ve Mustafa Sarıgül kadeh kaldırırken, Ertuğrul Akbay da 'sarı kırmızılı kaşkol gösteren' ekipte baş köşede yer alıyor: Sözcü'nün sahibi Burak Akbay'ın babasıdır, geçmişin pek meşhur gazetecisidir…
Bir başka karede, Arena Stadı'nın locasında koyu muhabbete dalanlar var:
Ertuğrul Akbay, Mustafa Sarıgül ve Rahmi Koç!
Mister Simit'in Beşiktaşlı olması, sizi yanıltmasın nihayetinde 'Tüm yollar Roma'ya' pardon İnan Kıraç da Rahmi Koç'a çıkar!
Mister Koç, Sarıgül'ü ısındırmaya devam ediyor.
*?
Finali görmeden paçaları sıvayan Sözcü gazetesi, geçen Aralık'ta 'Özal'ın zehirlendiği iddiası fos çıktı' diye başlık atmıştı…
Peki, sadece birkaç ay sonra ne oldu?
Zamanaşımına bir gün kala, 'Özal'ın zehirlenerek öldürüldüğüne ilişkin' iddianame kabul edildi!
'Özal için, 1992 yılı başında zehirlenerek infaz edilmesi kararını alan Üst Yapı'dır' diye yazdığımı hatırlıyorsunuzdur... (Tamer Korkmaz)

29 Aralık 2012 Cumartesi







 

 

 

 

 MÜSİAD: Yerli otonun arkasındayız

Derindere Otomotiv'in 'yerli oto'su sektörün devlerini rahatsız edince medyada karalama kampanyası başlatıldı. Hürriyet, MÜSİAD ve Derindere'yi eleştirerek "Koç'un yapamadığını siz nasıl üreteceksiniz?" iması yaptı. MÜSİAD ise projeye sahip çıktı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aradığı babayiğit Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) içinden çıkınca İstanbul sermayesi rahatsız oldu. ATAK helikopteri, Altay tankı, insansız hava aracı ANKA gündeme geldiğinde sesini çıkarmayan, iş yerli otomobil yapmaya gelince nazlanan İstanbul sermayesi medya üzerinden projeyi karalama kampanyası başlattı. Bu kampanya 1961'de üretilen ve Devrim adı verilen ilk yerli otomobilin geçirdiği süreci hatırlattı. Dün bazı gazetelerde MÜSİAD'dan çıkan babayiğitin derneğin halkla ilişkiler çalışması olduğu ve projenin gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığına yönelik yoruma dayalı haberler yer aldı. Derindere Otomotiv'in Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Derindere'nin de Anadolu'ya özgü mütevazılığıyla yaptığı "Babayiğitlik iddiam yok" sözleri gözleri MÜSİAD'a çevirdi.

10 ÜYE ÇALIŞIYOR

MÜSİAD Otomotiv Kurulu Başkanı Salih Sami Atılgan, Derindere'nin de içinde bulunduğu MÜSİAD üyesi 10 şirketin bu konu üzerinde ciddi çalışmalar yaptığını söyledi. Atılgan "Özkan Bey, 'Babayiğitlik iddiam yok' diyerek, milyar dolarlık yatırım gerektiren 'yerli otomobil markası' projesinin büyüklüğüne vurgu yaptı. Teşvikler ve pazar konusu net değil. Halen konuyla ilgili TÜBİTAK'la ciddi görüşmeler yapıyoruz" şeklinde konuştu.

Şirkete 'bayisin sen bayi kal' mesajı
Derindere'nin elektrikli otomobili dün birçok gazetede eleştirildi. Hürriyet gazetesi yayınladığı yazıda Koç Holding'e sahip çıkarak, "Koç'un yapamadığını sanki Derindere başardı gibi bir algı yaratılmaya çalışıldı. Biz de bir kez daha yerli otoda yersiz bir tartışmaya şahit olduk" denildi. Vatan gazetesi de internet sitesinde Özkan Derindere'nin mütavazı açıklamasını "Babayiğit fos çıktı" manşetiyle haber yaptı. Tüm bu tartışmalar 28 Şubat'la ilgili Meclis Darbe Araştırma Komisyonu'nun raporundaki "Anadolu sermayesi bayilikten üretime geçince İstanbul sermayesi rahatsız oldu, darbe yaptırdı" tespitini akla getirdi.

TÜBİTAK'ta KRİTİK TOPLANTI
Otomotiv sektörü gelecekte içten yanmalı yerine elektrikle çalışan motorların ön plana çıkacağını hesaplıyor. Sektör temsilcileri elektrikli otomobil projelerine dört elle sarılıyor. Bu hafta TÜBİ- TAK ile elektrikli araçlar konusunda bir toplantı yapıldı. Toplantıya Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra sektörde yetkinlik sahibi kuruluşların üst düzey Ar-Ge sorumluları katıldı. Ayrıca toplantıda konu hakkında somut çalışmaları olan akademisyenler, şemsiye kuruluşlar ve STK'ların üst düzey yöneticileri de hazır bulundu.

PR ÇALIŞMASI YAPMIYORUM
MÜSİAD Başkanı Nail Olpak, Derindere Şirketler Grubu'nun elektrikli otomobil çalışmalarının 'halkla ilişkiler' çabası olarak lanse edilmesine tepki gösterdi. Yaptığı açıklamaların farklı yerlere çekilmesini eleştiren Olpak, "Benim konuyla ilgili açıklamalarım ortada. Bu açıklamaların bu şekilde yorumlanmasına ben ne diyeyim" ifadesini kullandı.


26 Haziran 2012 Salı






50 yıldır kayıp cami bulundu

Karaköy'deki Merzifonlu Camii, 1960'ta 'Rutubete dayanıksız' gerekçesiyle Kınalıada'ya taşınmak üzere söküldü.

Tuğlalarıyla Kınalıada İskelesi'ne dolgu yapıldığı ortaya çıkan caminin minberi ise Kasımpaşa'da bir camide buldu.

Kınalıada'da tekrar inşa edilmesi iddiasıyla 1960'ta söküldükten sonra kaybolan
Merzifonlu Camii'nin minberi yıllar sonra bulundu.
Fatih Sultan Mehmet'in mescit olarak yaptırdığı, ünlü İtalyan Mimar Raimondo D'Aronco tarafından da camiye çevrilen yapının tuğla malzemesinin ise Kınalıada'nın vapur iskelesinde dolgu malzemesi olarak kullanıldığı öğrenildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gündeme getirdiği tek parti döneminde satılan, kapatılan, ahıra veya depoya çevrilen camilerle ilgili ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı. Kınalıada'ya yapılmak üzere Karaköy'deki yerinden sökülen ancak sonradan kaybolan Merzifonlu Camii'nin minberi yıllar sonra bulundu. Minber, Kasımpaşa'daki Karaimam Camisi'ne monte edildi. Caminin sökülen tuğla malzemesinin ise adanın iskelesinin dolgusunda kullanıldığı öğrenildi.

RUTUBETTEN ETKİLENİYORMUŞ!

1995'ten beri İstanbul'da kaybolan yapıların izini süren İstanbul Şehri Kültür Tarihi Araştırmaları Merkezi Başkanı Süleyman Faruk Göncüoğlu, binanın depreme dayanıklı olmadığı ve rutubetten etkilendiği gerekçesiyle söküldüğünü söyledi.

Göncüoğlu, "Bu gerekçeyle sökülerek tekrar inşasına karar verildi ve Kınalıada'da yapılması ön görülüyordu. Ancak sonradan anlaşıldı ki bu cami de 27 Mayıs 1960 darbesinden nasibini almış" diye konuştu.

1960 ihtilalinden sonra sökülen caminin tuğla malzemesinin Kınalıada'nın vapur iskelesi inşaatında dolgu malzemesi olarak kullanıldığını ifade eden Göncüoğlu, "Mescit 1935'te kadro dışı bırakılıp ibadete kapatılmıştı. Sonra da uzun bir süre ardiye olarak kullanılmıştı. İhtilalin akabinde de söküldü. Bugün o bölüm hâlâ boş duruyor. Caminin önündeki Ziraat Bankası binası olarak kullanılan yapı Türkiye'nin ilk resmi mason locasıydı. Bu nedenle yapı katakulliye getirildi. Nitekim yapının yolla veya harap düşmesiyle ilgisi yoktu" dedi.

"OKYANUSTA BİR DAMLA"

Göncüoğlu, camilerle ilgili olumsuz yaklaşımın sadece Merzifonlu Camii'yle sınırlı olmadığını belirterek sözlerine şöyle devam etti: "Bu, okyanusta bir damla. Kaybolan ve heba edilen daha ne yapılar var. Bu tür yapılar bir mantığın tahribiyle alakalı. Sistematik bir tahribat söz konusuydu. Çünkü Beşiktaş'a gittiğinde Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi ve Sinan Paşa Cami'nin dışında kadim bir Osmanlı medeniyetinin var olduğunu ifade edemezsin. Aynı şekildeKaraköy'deki omescidi kaldırdığında tamamen kimliksiz bir lokal bölge ortaya çıkar. Amaç da buydu zaten."

FATİH DÖNEMİNDE İNŞA EDİLDİ

Karaköy'deki Merzifonlu Camii, meydanın doğusunda Halil Ağa ve Kemankeş Sokağı arasında bulunan fevkâni bir küçük camiydi. İlk olarak Fatih SultanMehmed döneminde (1451-1481) mescit olarak inşa edildi. Daha sonraları camiye çevrilip Merzifonlu Vakfı'na bağlandı. Deprem nedeniyle hayli harap bir duruma gelen mescit Sultan 2. Abdülhamid tarafından, 20. yüzyıl başı mimarlığının saygın isimlerinden İtalyan Raimondo D'Aronco'ya yeniden inşa ettirilerek cami olarak ibadete tekrar açılmıştı. (Bugün)