Şahin ATABEK

5 Mayıs 2013 Pazar

Kim bu İbrahim Türker?

Berç Keresteciyan Türker, Cumhuriyet tarihinin önemli isimlerinden biri. Kurtuluş Savaşı esnasında Osmanlı Bankası üzerinden para vererek Milli Mücadele'ye büyük katkı sunduğu hep söylenir. Ermeni kökenli bir vatandaşımız olması ve böyle yardımlarda bulunması da ayrıca önemli.
Osmanlı Bankası'nı yönetirken Atatürk'le büyük bir dostluk kuruyor ve adeta imtiyaz elde ediyor. Kendisi aynı zamanda Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin ileri gelenlerinden. Türker daha sonra milletvekili oluyor. Atatürk öldükten sonra İsmet İnönü'yle dostluğu sürüyor. Tipik bir mason olan Berç Keresteciyan Türker, Atatürk'ün bu konudaki net tutumunu biliyor.
En büyük arzusu Mason Locaları'nı yeniden açtırmak ama Atatürk zamanında bunu yapamıyor. Atatürk ölünce 7. dönem Afyon milletvekili oluyor. İsmet İnönü'ye Mason Localarını yeniden açtırıyor. Ve Masonların Türkiye'deki en önemli isimlerinden biri oluyor.
Yani Berç Keresteciyan Türker Cumhuriyet tarihinde bir nevi dokunulmazlık kazanıyor. Berç Bey'in bir oğlu olduğu söyleniyor, adı İbrahim Türker. Oğul Türker, soyadındaki Keresteciyan'ı atıyor. Peki İbrahim Türker ne iş yapar diye şöyle bir araştırınca, ortaya ilginç bağlantılar çıkıyor.
İbrahim Türker'in aile içinde ve çevresindeki adı Atamdede. Muhtemelen Atatürk'ten etkilenerek bu isim veriliyor kendisine. Babası gibi İbrahim Türker de Mason. Mason Yüksek Cemiyeti İskoç Riti'ne bağlı.
Asla korumayla gezmiyor. Tek elinde kartal başlı pahalı bir baston taşıyor. İddialara göre Türk burjuvazisi üzerinde büyük etkisi var. Hatta Türk derin devlet yapılanmasında bile önemli bir isim.
Türk istihbaratı ve Seferberlik Tetkik Kurulu'nda kod adının 'Şaban' olduğu iddia ediliyor. İbrahim Türker beyin zevcesi Urfalı büyük bir toprak ailesinin kızı.
Çok iyi satranç oynadığı belirtilen İbrahim Türker 1960 ve 70'li yıllarda dünyadaki satranç federasyonlarıyla yakın ilişkiler kuruyor. 1970'li yıllarda Türkiye Satranç Federasyon Başkanlığı yapıyor. Rivayet odur ki, Süleyman Demirel hükümetleri döneminde Seydişehir Alüminyum ve İskenderun Demir Çelik fabrikalarının kurulmasında başrol oynuyor.
Denizlere meraklı ve yat tutkusuyla biliniyor. Ayrıca Ermeni kökenli olduğu için dünyadaki tüm Ermeni diasporası ve ülkemizdeki Ermeni vakıf ile kiliseleri üzerinde etkili.
İbrahim Türker'le ilgili iddialar sadece bunlarla sınırlı değil. Yukarıda dediğim Özel Harp Dairesi'nde bu kişinin büyük etkisi olduğu dile getiriliyor. Nasıl mı? Mesela Demirel dönemlerinde Romanya'da mobilya ithalatı adı altında aslında CIA'yle büyük operasyonlar yaptığı ve ününü böyle elde ettiği konuşuluyor.
Washington, Londra, Brüksel hattında önemli bağlantıları olduğu ve küresel baronların Türkiye ayağı olduğu bile dillendiriliyor.
Ticaretten kazandığı paraları, Seferberlik Tetkik Kurulu kapsamında öncülük ettiği, iç ve dış olarak ikiye ayrılan bir şebeke için harcadığı söyleniyor.
Yani NATO'nun gizli yapılanmasının bir nevi sivil ayağı bu isim. Kendisinin Türkiye'nin son 10 yılda yaşadığı büyük değişimden ötürü soluğu New York'ta aldığı ve kendisine bugüne kadar kucak açanların korumasında olduğu söyleniyor.
Ergenekon davasında hep bir '1 Numara' dile getirilmişti. Özellikle bu konuda ciddi araştırmalar yapan ve önemli kitaplara imza atan Şamil Tayyar sürekli olarak en tepedeki bir isimden hep bahsetti ama adını zikretmedi. O isim bu kişi olabilir mi?
Bir de 1980 darbesinin belgelerine bakınca İbrahim Türker ismi biraz daha ortaya çıkıyor. Acaba Türkiye'nin geçmişinden beri yaşadığı sıkıntılı hallerin perde arkasında bu isim olabilir mi? Ya da bu isim başka birinin kullandığı kod ad olabilir mi?
Kozmik odada bu kişiye ait özel bir bölüm var mı? Kim bilir, belki vardır ama saklanıyordur. Ayrıca İbrahim Türker ismini belki duymuşlardır diye bazı emekli ve görevde olan devlet yetkililerine sordum. Kimi tanımadığını, kimi duymadığını söyledi. Bazıları da sessiz kaldı, yorumda bulunmadı.
Yakın zamanda Türkiye'de bu isimle ilgili bazı bilgiler ortaya çıkabilir. Ya da gücünden ötürü hiçbir şey yazılamayabilir.(cem Küçük)

19 Nisan 2013 Cuma

 CHP iyi ki var
İstanbul'a ilk köprü yapılacaktı.
Menderes proje hazırlattı.
İnönü "Yıkılır" diye bağırdı.
Vatan Caddesi yapılırken...
CHP;
"Buraya uçak mı indireceksiniz?" diye...
Tellal bağırttı.
Atatürk'ü Koruma Kanunu çıkıyordu.
Komisyon kurulmuştu.
CHP karşı çıktı...
DP destekledi.
Kanun öyle çıktı.
İlk köprü için kollar sıvandığında...
Solcu Mimarlar Odası haykırdı;
"Bu proje İstanbul'un başına gelen...
En talihsiz felakettir."
CHP'li milletvekili dedi ki;
"Bu köprü akıl ve hesap işi değildir."Solcu bir yazar köşesinde döktürdü;
"Bu köprüyle ne biz övünebiliriz...
Ne de çocuklarımız.
Boğazın iki yakasında evleri olan zenginlere...
Tüketim malları taşıyan kamyonlara...
Yol açmak için çare."
Solcu bir profesörümüz ülkeyi aydınlatan...
Muazzam ötesi bir açıklama yaptı;
"Köprü yapacağımıza...
Birkaç araba vapuru daha inşa edelim.
Üretken olmayan yatırımlar...
Büyük bir sarsıntı teşkil edecektir."
CHP'li bir yazarımız kafa yaptı...
"Estanbole asma korpi yapıyor...
N'olacak yani?
Yapıyor işte! Va mı itirazınız?"
CHP'li bir gazete patronu kükredi;
"Bu köprü sağcıların köprüsüdür.
Boğaziçi Köprüsü kel başa şimşir tarak."
Boğaz Köprüsü yapılırken...
"Mutlu azınlık geçecek" diye bağıran CHP'li...
Köprüden ilk geçen kişi oldu.
Keban Barajı yapılıyor.
CHP liderinden açıklama geliyor;
"Kurbağalara göl yapıyorsunuz."CHP milletvekilleri Meclis'te bağırıyor;
"Bu kadar enerjiyi toprağa mı vereceksiniz?"Aynı kafalar "GAP"a da "Aman ha" diye...
Bağıran Gafalardır.Türkiye'de uçak fabrikası için...
İlk kolları sıvayan kişi Nuri Demirağ idi.
Fransa, İngiltere ve Amerika...
Türkiye'ye baskı yaptı.
Nuri Bey'e iktidar bürokrasi çıkardı.
Asabı bozuldu, gitti parti kurdu.
Vay sen misin parti kuran?
İnönü fabrikayı kapattı.Adam battı.
O da gitti DP'den milletvekili oldu.
Olan uçak fabrikasına oldu.
Örnekler o kadar çok ki bitmiyor.
Çılgın Proje var malum....
Kanal İstanbul hani...
CHP lideri Kemal Bey;
"Bu memleketin çılgın adamlara değil...
Düşünen adamlara ihtiyacı var"
dedi.
Hala düşünüyorlar.
Hükümet 30 yıldır süren terörü...
Bitirmek için kolları sıvadı.
CHP milletvekili;
"Tabanımız destekliyor" dedi.
Vay sen misin bunu diyen?
CHP konuşanı ya istifa ettiriyor.
Ya da disiplin kuruluna veriyor.
Meclis'e komisyon kurulması için imza veriyorlar.
İktidar destekleyince...
Kendi imzalarından öcü gibi kaçıyorlar.
Barış sürecinde yoklar.
Başbakan Erdoğan "Yerli oto" diyor.
Yıllarca CHP'yi destekleyen...
Seçim önceleri ABD konsoloslarına...
"AK Parti gidiyor, CHP geliyor" diye...
Brifingler veren Koç ailesi;
"Yerli oto intihardır" diyor.
Bunlar neye muhalefet ediyorsa...
O işte hayır vardır.
"İyi ki muhalefet var" diyerek...
"Yapmayın" dediklerini...
Gözün kapalı yapacaksın.(Bekir Hazar)

İnanılmaz!

7 Mart 1990'da, bir 'Gizli Devlet' işi (Üst Yapı) suikasta kurban giden gazeteci mi, Çetin Emeç'tir.
Eşi Bilge Emeç, cinayetten tam 20 yıl sonra ilk defa Vatan gazetesine konuşmuş ve şöyle demişti:
'Bugüne kadar devleti suçlamadım. 'İran yaptı' demek işime geldi, sanırım. Gerçeklerle yüzleşmek istemedim…
Her şey, suikastın çözülmemesine programlıydı.
Tetikçiyi yakaladılar ama onun da gerçek olduğunu düşünmüyorum.' (13 Şubat 2010)
*?
Bilge Emeç'le röportajı yapan Sanem Altan'dı.
Röportajın yayınlandığı günün sabahı Bilge Emeç Sanem Altan'ı arayıp teşekkür etmişti; kızı Mehveş Emeç de 'kolay unutulamayacak bir üslupla' teşekkür mesajı atmıştı.
Ancak, hemen sonra 'tuhaf' bir gelişme yaşandı.
Ne mi olmuştu?
Sanem Altan'ın Vatan'daki 26 Mayıs 2011 tarihli yazısını okuyoruz:
'Röportaj çok ses getirmişti. Fakat ertesi gün Bilge Hanım'dan ağlamaklı bir sesle telefon aldım.
'Lütfen dediklerimi demediğimi söyleyelim…
Biliyorum dedim ama demedi deyin…
Çok kızdılar bana…' diyordu.
'Bunu yapamayız Bilge Hanım, bunları kasete de söylediniz ama kim kızdı size ne oldu' dediğimde şu yanıtı aldım:
'İnan Kıraç, bizim aile dostumuz. Çetin'den sonra bize o kol kanat gerdi. Çocuklarım onlarla büyüdü…
O kızdı bana 'Bunu söylemen çok yanlış, bana nasıl sormazsın röportaj yapmadan önce' dedi…
Çok kötü oldu, çok…'
Şaşırdım. İnan Kıraç, Çetin Emeç'in ölümünden sonra ailesine sahip çıkacak kadar yakınsa suikastın aydınlatılmasını nasıl istemezdi ki, Bilge Hanım'a konuştuğu için kızsın…
İnan Kıraç'ı aramaya karar verdim (…)
Ona 'Duydum ki, Bilge Hanım'a kızmışsınız, niye kızdınız' dedim. O da 'Tabii ki kızdım, bitmiş kapanmış bir konuyu açmaya gerek yok' dedi.
'Ama bu cinayet aydınlatılmadı, kimler yaptı bunu bilmek istemez misiniz?' diye sordum.
'Biliyorum kim yaptı, şu anda içeride, suçlular yakalandı, konuyu boşuna açmaya gerek yok' dedi.
Bu sefer çok şaşırdım…'
*?
Çetin Emeç Suikastı'nın perde arkasına seyahat edilmesini 'zinhar' istemeyen kimmiş?
Vehbi Koç'un, 'Derin Galatasaray' diye anılan damadı İnan Kıraç!
Öyleyse, İnan Kıraç'la ilgili resimleri şöyle bir gözümüzün önünden geçiriverelim…
1979'daki Abdi İpekçi Suikastı'nın ardından, Ercüment Karacan'ın 'telaşla' Milliyet'i elinden çıkardığını hatırlıyoruz.
O yıllarda adı sanı pek bilinmeyen Aydın Doğan gazetenin yeni sahibi oluvermişti.
Milliyet'in el değiştirmesinde birinci derecede etkili olan, Aydın Doğan'ın çok yakın arkadaşı İnan Kıraç'tan başkası değildi.
*?
CHP'li Yılmaz Ateş, ne demişti?
'İşadamı İnan Kıraç, skandal kasetten üç ay önce Deniz Baykal'ı ziyaret edip 'O ekibi listeye almayın' dedi. Sonrasında Baykal tasfiye edildi' (25 Mayıs 2011)
*?
Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi'nin 12 Ekim 2010'daki akademik yıl açılış töreninde fahri doktora payesi alırken gözyaşlarını tutamamıştı, İnan Kıraç!
O tören vasıtasıyla Süleyman Demirel ve Kemal Kılıçdaroğlu ile buluşmuşlardı.
*?
12 Haziran 2011 seçimi öncesinde, Cumhuriyet yazarı Cüneyt Arcayürek'e 'Güvenilir kaynaklardan öğrendim, CHP birinci parti çıkacak!' diye kehanette bulunan mı, İnan Kıraç'tı!
*?
2011'in Ocak ayında, Adnan Polat'a 'Kafanı kopartırız' diyen, çok geçmeden 'kafasını kopartan' da…
Ardından, Koç Ailesi'nin 'en fazla müsaadeye mazhar' adamlarından olan Ünal Aysal'ı Galatasaray Başkanlığı'na getiren de İnan Kıraç'tı…
Adnan Polat için 'sonun başlangıcı...'
Arena Stadı'nın açılışında yaşanan hadiselerdi:
O gece 'Başbakan Erdoğan'ın yuhalattırıldığını' hatırlıyoruz!
*?
Son zamanlarda medyada çıkmış bazı 'mutluluk!' resimlerine dikkatle bakıyorum…
Mesela, İnan Kıraç, Ünal Aysal, Mustafa Sarıgül bir etkinlikte birlikte poz veriyorlar…
*?
Almanya'dan maç sonrası dönüşte, uçakta Ünal Aysal ve Mustafa Sarıgül kadeh kaldırırken, Ertuğrul Akbay da 'sarı kırmızılı kaşkol gösteren' ekipte baş köşede yer alıyor: Sözcü'nün sahibi Burak Akbay'ın babasıdır, geçmişin pek meşhur gazetecisidir…
Bir başka karede, Arena Stadı'nın locasında koyu muhabbete dalanlar var:
Ertuğrul Akbay, Mustafa Sarıgül ve Rahmi Koç!
Mister Simit'in Beşiktaşlı olması, sizi yanıltmasın nihayetinde 'Tüm yollar Roma'ya' pardon İnan Kıraç da Rahmi Koç'a çıkar!
Mister Koç, Sarıgül'ü ısındırmaya devam ediyor.
*?
Finali görmeden paçaları sıvayan Sözcü gazetesi, geçen Aralık'ta 'Özal'ın zehirlendiği iddiası fos çıktı' diye başlık atmıştı…
Peki, sadece birkaç ay sonra ne oldu?
Zamanaşımına bir gün kala, 'Özal'ın zehirlenerek öldürüldüğüne ilişkin' iddianame kabul edildi!
'Özal için, 1992 yılı başında zehirlenerek infaz edilmesi kararını alan Üst Yapı'dır' diye yazdığımı hatırlıyorsunuzdur... (Tamer Korkmaz)

29 Aralık 2012 Cumartesi







 

 

 

 

 MÜSİAD: Yerli otonun arkasındayız

Derindere Otomotiv'in 'yerli oto'su sektörün devlerini rahatsız edince medyada karalama kampanyası başlatıldı. Hürriyet, MÜSİAD ve Derindere'yi eleştirerek "Koç'un yapamadığını siz nasıl üreteceksiniz?" iması yaptı. MÜSİAD ise projeye sahip çıktı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aradığı babayiğit Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) içinden çıkınca İstanbul sermayesi rahatsız oldu. ATAK helikopteri, Altay tankı, insansız hava aracı ANKA gündeme geldiğinde sesini çıkarmayan, iş yerli otomobil yapmaya gelince nazlanan İstanbul sermayesi medya üzerinden projeyi karalama kampanyası başlattı. Bu kampanya 1961'de üretilen ve Devrim adı verilen ilk yerli otomobilin geçirdiği süreci hatırlattı. Dün bazı gazetelerde MÜSİAD'dan çıkan babayiğitin derneğin halkla ilişkiler çalışması olduğu ve projenin gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığına yönelik yoruma dayalı haberler yer aldı. Derindere Otomotiv'in Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Derindere'nin de Anadolu'ya özgü mütevazılığıyla yaptığı "Babayiğitlik iddiam yok" sözleri gözleri MÜSİAD'a çevirdi.

10 ÜYE ÇALIŞIYOR

MÜSİAD Otomotiv Kurulu Başkanı Salih Sami Atılgan, Derindere'nin de içinde bulunduğu MÜSİAD üyesi 10 şirketin bu konu üzerinde ciddi çalışmalar yaptığını söyledi. Atılgan "Özkan Bey, 'Babayiğitlik iddiam yok' diyerek, milyar dolarlık yatırım gerektiren 'yerli otomobil markası' projesinin büyüklüğüne vurgu yaptı. Teşvikler ve pazar konusu net değil. Halen konuyla ilgili TÜBİTAK'la ciddi görüşmeler yapıyoruz" şeklinde konuştu.

Şirkete 'bayisin sen bayi kal' mesajı
Derindere'nin elektrikli otomobili dün birçok gazetede eleştirildi. Hürriyet gazetesi yayınladığı yazıda Koç Holding'e sahip çıkarak, "Koç'un yapamadığını sanki Derindere başardı gibi bir algı yaratılmaya çalışıldı. Biz de bir kez daha yerli otoda yersiz bir tartışmaya şahit olduk" denildi. Vatan gazetesi de internet sitesinde Özkan Derindere'nin mütavazı açıklamasını "Babayiğit fos çıktı" manşetiyle haber yaptı. Tüm bu tartışmalar 28 Şubat'la ilgili Meclis Darbe Araştırma Komisyonu'nun raporundaki "Anadolu sermayesi bayilikten üretime geçince İstanbul sermayesi rahatsız oldu, darbe yaptırdı" tespitini akla getirdi.

TÜBİTAK'ta KRİTİK TOPLANTI
Otomotiv sektörü gelecekte içten yanmalı yerine elektrikle çalışan motorların ön plana çıkacağını hesaplıyor. Sektör temsilcileri elektrikli otomobil projelerine dört elle sarılıyor. Bu hafta TÜBİ- TAK ile elektrikli araçlar konusunda bir toplantı yapıldı. Toplantıya Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra sektörde yetkinlik sahibi kuruluşların üst düzey Ar-Ge sorumluları katıldı. Ayrıca toplantıda konu hakkında somut çalışmaları olan akademisyenler, şemsiye kuruluşlar ve STK'ların üst düzey yöneticileri de hazır bulundu.

PR ÇALIŞMASI YAPMIYORUM
MÜSİAD Başkanı Nail Olpak, Derindere Şirketler Grubu'nun elektrikli otomobil çalışmalarının 'halkla ilişkiler' çabası olarak lanse edilmesine tepki gösterdi. Yaptığı açıklamaların farklı yerlere çekilmesini eleştiren Olpak, "Benim konuyla ilgili açıklamalarım ortada. Bu açıklamaların bu şekilde yorumlanmasına ben ne diyeyim" ifadesini kullandı.


26 Haziran 2012 Salı






50 yıldır kayıp cami bulundu

Karaköy'deki Merzifonlu Camii, 1960'ta 'Rutubete dayanıksız' gerekçesiyle Kınalıada'ya taşınmak üzere söküldü.

Tuğlalarıyla Kınalıada İskelesi'ne dolgu yapıldığı ortaya çıkan caminin minberi ise Kasımpaşa'da bir camide buldu.

Kınalıada'da tekrar inşa edilmesi iddiasıyla 1960'ta söküldükten sonra kaybolan
Merzifonlu Camii'nin minberi yıllar sonra bulundu.
Fatih Sultan Mehmet'in mescit olarak yaptırdığı, ünlü İtalyan Mimar Raimondo D'Aronco tarafından da camiye çevrilen yapının tuğla malzemesinin ise Kınalıada'nın vapur iskelesinde dolgu malzemesi olarak kullanıldığı öğrenildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gündeme getirdiği tek parti döneminde satılan, kapatılan, ahıra veya depoya çevrilen camilerle ilgili ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı. Kınalıada'ya yapılmak üzere Karaköy'deki yerinden sökülen ancak sonradan kaybolan Merzifonlu Camii'nin minberi yıllar sonra bulundu. Minber, Kasımpaşa'daki Karaimam Camisi'ne monte edildi. Caminin sökülen tuğla malzemesinin ise adanın iskelesinin dolgusunda kullanıldığı öğrenildi.

RUTUBETTEN ETKİLENİYORMUŞ!

1995'ten beri İstanbul'da kaybolan yapıların izini süren İstanbul Şehri Kültür Tarihi Araştırmaları Merkezi Başkanı Süleyman Faruk Göncüoğlu, binanın depreme dayanıklı olmadığı ve rutubetten etkilendiği gerekçesiyle söküldüğünü söyledi.

Göncüoğlu, "Bu gerekçeyle sökülerek tekrar inşasına karar verildi ve Kınalıada'da yapılması ön görülüyordu. Ancak sonradan anlaşıldı ki bu cami de 27 Mayıs 1960 darbesinden nasibini almış" diye konuştu.

1960 ihtilalinden sonra sökülen caminin tuğla malzemesinin Kınalıada'nın vapur iskelesi inşaatında dolgu malzemesi olarak kullanıldığını ifade eden Göncüoğlu, "Mescit 1935'te kadro dışı bırakılıp ibadete kapatılmıştı. Sonra da uzun bir süre ardiye olarak kullanılmıştı. İhtilalin akabinde de söküldü. Bugün o bölüm hâlâ boş duruyor. Caminin önündeki Ziraat Bankası binası olarak kullanılan yapı Türkiye'nin ilk resmi mason locasıydı. Bu nedenle yapı katakulliye getirildi. Nitekim yapının yolla veya harap düşmesiyle ilgisi yoktu" dedi.

"OKYANUSTA BİR DAMLA"

Göncüoğlu, camilerle ilgili olumsuz yaklaşımın sadece Merzifonlu Camii'yle sınırlı olmadığını belirterek sözlerine şöyle devam etti: "Bu, okyanusta bir damla. Kaybolan ve heba edilen daha ne yapılar var. Bu tür yapılar bir mantığın tahribiyle alakalı. Sistematik bir tahribat söz konusuydu. Çünkü Beşiktaş'a gittiğinde Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi ve Sinan Paşa Cami'nin dışında kadim bir Osmanlı medeniyetinin var olduğunu ifade edemezsin. Aynı şekildeKaraköy'deki omescidi kaldırdığında tamamen kimliksiz bir lokal bölge ortaya çıkar. Amaç da buydu zaten."

FATİH DÖNEMİNDE İNŞA EDİLDİ

Karaköy'deki Merzifonlu Camii, meydanın doğusunda Halil Ağa ve Kemankeş Sokağı arasında bulunan fevkâni bir küçük camiydi. İlk olarak Fatih SultanMehmed döneminde (1451-1481) mescit olarak inşa edildi. Daha sonraları camiye çevrilip Merzifonlu Vakfı'na bağlandı. Deprem nedeniyle hayli harap bir duruma gelen mescit Sultan 2. Abdülhamid tarafından, 20. yüzyıl başı mimarlığının saygın isimlerinden İtalyan Raimondo D'Aronco'ya yeniden inşa ettirilerek cami olarak ibadete tekrar açılmıştı. (Bugün)
 

10 Haziran 2012 Pazar






Belgelerle Atatürk'ün mal varlığı 

Atatürk'ün 1937 yılında bağışladığı mal varlığı bilinse de, bugüne kadar gerçek belgeler üzerinden araştırıp kimse yayınlamadı. Başbakanlıktaki belgelere göre mal varlığı şöyle:
"Atatürk'ün oteli, lunaparkı, gazoz fabrikası, şarap imalathanesi, deri fabrikası, 2 fırını, 4 lokantası, 443 baş sığırı, 13.100 baş koyunu ve 2.450 adet tavuğu olduğunu biliyor muydunuz?
Atatürk'ün mal varlığı konusu, bağışlandığı 1937'den beri bilinse de, 1968'e kadar tartışma gündemine getirilmemiş. Fethi Naci'nin 1968 tarihli "100 Soruda Atatürk'ün Temel Görüşleri" kitabı bu konuya yer vermiş. Doğan Avcıoğlu "Türkiye'nin Düzeni"nde özet geçmiş. Nihayet çok okunduğu için Atatürk'ün mal varlığı bilgisini kamuoyuna mal eden eser 1970 Şubat'ında arz-ı endam etmiş kitapçı vitrinlerine: Yazan: İsmail Cem. Adı: "Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi".
Sol hareketlerin bu canlı yıllarında Atatürk ile de sert bir hesaplaşma içine girilmişti; yani o tarihte sol, henüz Kemalizm'e eklemlenmiş değildi. Atatürk devrimlerini 'sol devrim'in bir aşaması kabul ediyor ve aşılması gerektiğini savunuyorlardı. Tabii Cumhuriyet'in ilk yıllarında solun devlet eliyle ezilmesini de bir tür tabii afet gibi değerlendiriyorlardı.
Atatürk'ün 11 Haziran 1937'de Hazine'ye devrettiği ve kendisi tarafından çıkarılan mal varlığı dökümünün orijinaline Başbakanlık Arşivi'nde ulaştım ve tam ve hatasız bir şekilde burada yayımlayacağım. Ancak önce Türkiye'de Atatürk'ün ne kadar ciddiye alındığına dair birkaç cümle.
Fethi Naci bazı hatalarla "Söylev ve Demeçler"in 4. cildinden alıyor listeyi. İsmail Cem de listeyi Naci'den aktarıyor ama kaynağını yanlış yorumlayarak onun bu bilgileri Mazhar Leventoğlu'nun "Atatürk'ün Vasiyeti" kitabından aldığını yazıyor. Derken Cem'in kitabı da başkalarına 'kaynak' oluyor! ve aynı hatalar devam edip gidiyor. Kimse gidip Başbakanlık Arşivi'ndeki orijinaline bakma zahmetine katlanmadığı için liste yalan yanlış yayımlanıp duruyor.
Biri de şu listenin orijinalini yayımlayıp tartışmalara son vermiyor ne yazık ki. Aşağıdaki liste, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan orijinal belgeden alınmış olup mesela önceki yayınlarda "çelik fabrikası" diye geçen ibarenin aslında "çeltik fabrikası" olduğu gibi vahim hataların düzeltilmiş şeklidir.
Hazırlattığı ve altına imza attığı listeye göre Atatürk Ankara'da Orman, Yağmurbaba, Balgat, Macun, Güvercinlik, Tahar, Etimesgut ve Çakırlar çiftliklerinden oluşan Orman Çiftliği ile Yalova'daki Millet ve Baltacı, Silifke'deki Tekir ve Şövalye çiftliklerinin, Hatay Dörtyol'daki portakal bahçesi ile Karabasamak çiftliğinin, ayrıca Tarsus'taki Piloğlu çiftliğinin sahibidir.
Atatürk, Hazine'ye bağışladığı malları 6 kalemde topluyor. İlk kalem, arazidir. Buna göre toplam 154 bin 729 dönüm araziye sahip olduğunu öğreniyoruz. Ayrıntılar şöyle:
A) 582 dönüm meyve bahçeleri,
B) 700 dönüm fidanlık (650 bin adet fidan),
C) 400 dönüm Amerikan asma fidanlığı (560 bin adet kök bağ çubuğu),
D) 220 dönüm bağ (88 bin adet bağ kütüğü),
E) 375 dönüm sebze bahçesi (Fethi Naci'de 370 çıkmış),
F) 220 dönüm zeytinlik (6.600 ağaçlık),
G) 1.654 ağacın bulunduğu 17 dönüm portakallık (F. Naci 27 dönüm demiş),
H) 15 dönem kuşkonmazlık, 100 dönüm park ve bahçe ile 2.650 dönüm çayır ve yoncalık,
İ) 1.450 dönüm orman, 148 bin dönüm tarıma elverişli arazi ve meralar.
Sonra bina ve tesisler geliyor. Buna göre 51 adet binanın sahibi olduğunu yazıyor Atatürk.
A) 45 adet yönetim binası ve ikametgâhı,
B) 7 adet 15 bin baş koyun kapasiteli ağıl,
C) Aydos ve Toros yaylalarında kurulan 6 adet mandıra, 8 adet at ve sığır ahırı,
D) 7 adet ambar, 4 adet samanlık ve otluk, 6 adet hangar ve sundurma,
E) 4 adet lokanta, gazino ve eğlence yerleri, lunapark, 2 adet fırın, 2 adet sera.
3. kısımda fabrika ve imalathanelerini sıralıyor. Belgeden Atatürk'ün birer adet bira, malt, buz, soda ve gazoz, deri, tarım aletleri ve demir fabrikası ile biri Ankara'da, diğeri Yalova'da olmak üzere 2 adet modern süt fabrikası bulunduğunu öğreniyoruz. Ayrıca yine Ankara ve Yalova'da birer geniş yoğurt imalathanesi, yılda 80 ton şarap üretme kapasitesine sahip bir şarap imalathanesi, elektrikli bir değirmeni, İstanbul'daki bir çeltik fabrikasında yüzde 40 hissesi, her biri 15'er ton kaşar, 1.000 teneke beyaz peynir, 600 teneke tuzlu yağ yapmaya elverişli 2 imalathanesi faal haldeymiş.
"Umumi tesisat" başlığı altında şu bilgilere yer verilmiş:
A) Ankara ve Yalova'da iki tavuk çiftliği,
B) Yalova'daki çiftliğinde iki özel iskele ve liman tesisatı,
C) 3'ü Ankara'da, 2'si İstanbul'da olmak üzere 5 adet satış mağazası,
D) Orman Çiftliği'nde kanalizasyon, sulama, telefon ve elektrik tesisatı, küçük beton köprüler, özel yollar, içme ve su dağıtım şebekesi; Yalova ve Tekir çiftliklerinde de benzer tesisat.
E) Orman Çiftliği'nde çiftlik müzesi ile ufak çaplı bir hayvanat bahçesi tesisatı.
Listenin en ilginç kısmını ise canlı hayvanlar oluşturuyor. Buna göre Atatürk'ün,
A) Kıvırcık, merinos, karagül, karaman cinslerinden 13.100 baş koyunu,
B) Simental, Hollanda, Kırım, Jersey, Görensey, Halep ile yeni üretilen Orman ve Tekir ırklarından 443 baş sığırı,
C) İngiliz, Arap, Macar ve yerli ırklardan 69 adet koşu ve binek atı,
D) Legorn, Rhode Island ve yerli ırklardan 2.450 adet tavuğu varmış.
Liste bitmedi henüz. Son olarak sıra cansız demirbaşlarda.
Atatürk'ün cansız mal varlığı arasında 16 traktör, 13 harman ve biçerdöver makinesi ve o günün fiyatlarıyla 66 bin lira değerinde (bu rakam önce yazılıp sonra karalanmış) "bilumum" ziraat alet ve edevatı, 35 tonluk bir adet deniz motoru (Yalova Çiftliği'nde), 5 adet kamyon ve kamyoneti, 2 adet binek otomobili ile 19 adet çiftliklerin servislerinde çalıştırılan binek ve yük arabası bulunuyormuş.
Özetlersek Atatürk'ün 154 bin 729 dönüm araziye; belgede 51 yazıyor ama benim hesabıma göre 91 binaya; 6 fabrika, 5 imalathane, 1 değirmen ve 1 çeltik fabrikası ortaklığına; 2 tavuk çiftliğine, iki özel iskeleye, 5 mağazaya, çeşitli sulama vs. tesisatına, köprülere, müzeye ve hayvanat bahçesine; binlerce koyun, sığır, at ve tavuğa; traktör, deniz motoru, kamyon, kamyonet, otomobil ve servis araçlarına sahip olduğunu görüyoruz.
Sen ne diyorsun? diyenlere, gidin, laik ve Kemalist olduğundan kuşku duymadığınız İsmail Cem'in kitabını okuyun diyorum. İsmail Cem'in, Mustafa Kemal'in 1923'te Balıkesir'de söylediği şu sözleri sansürlemesi ne anlama geliyor, iyi düşünün:
"Kaç milyonerimiz var? Hiç. Bundan dolayı biraz parası olanlara da düşman olacak değiliz. Tersine memleketimizde birçok milyonerlerin, hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız."(Mustafa Armağan)

5 Haziran 2012 Salı






Hayal Teknesi!
AK Parti'nin Türk Telekom Arena Stadı'nda tıklım tıklım dolu tribünler eşliğinde gerçekleştirdiği İstanbul İl Kongresi henüz hafızalarımızda çok taze, çünkü üzerinden yalnızca on gün geçti...
Buna mukabil, Başbakan Erdoğan'ın Arena Stadı'nın açılış merasiminde karşılaştığı protestoları çoktan unuttuk!
Oysa sadece bir buçuk yıl önceydi:
Başbakan, üzüntüsünü '600 trilyonun karşılığı bu olmamalıydı' diyerek dile getiriyor; Seyrantepe'deki stadın yapımında Galatasaray'ın tek bir kuruşu dahi olmadığını vurguluyordu.
Erdoğan'ın açılış töreninde yuhalanmasına kimler sevinmişti? Protestoları 'hangi cephe' Başbakan'ın ve hükümetin aleyhinde kullanmıştı?
Hiç olmazsa bunu hatırlıyoruzdur!
*
Açılışta yaşananlar, o dönemde kulübün başında bulunan Adnan Polat'ın sonu olmuştu.
O merasimin üzerinden yalnızca iki buçuk ay geçtikten sonra, gazetelerin spor sayfaları Adnan Bey'in nasıl nakavt olduğunu anlatıyordu...
'-Ağır Abi'ler dediğini yaptı ve Başkan'ı yıktı:
Adnan Polat'a DERİN DARBE' (Akşam, 28 Mart 2011)
-KONGRE İHTİLALİ: Adnan Polat gitti, Ünal Aysal geliyor' (Hürriyet, 28 Mart 2011)
*
Ağır Ağabeyler mi? Pek derin bir mevzudur...
2011'in 8 Mart'ında, Adnan Polat'ı istifaya davet eden ve kulübü erken seçime çağıran İnan Kıraç'tır! Bundan bir hafta öncesinde ise başkan adayının Ünal Aysal olduğunu açıklıyordu, İnan Bey...
... ... ...
Aysal'ın 'rekor oyla' kulüp başkanı seçilmesinin ardından konuşan Adnan Polat, 'G.Saray seçimlerini CHP kazandı' diyordu!
'İnan Kıraç'la aynı günlerde' Polat'a 'Haysiyetin varsa istifa et' diye seslenmiş olan Yerli Leon (J.R.) ise CHP ile ilgili sözlerinden dolayı ateş püskürdüğü Adnan Polat'ın kulüpten ihraç edilmesini istiyordu! (11 Haziran 2011)
Jean Reno Kardeş, 'ağabeyi' İnan Kıraç'la 'dar alanda kısa paslaşmalar' yapmayı pek seviyordu.
*
'Derin Darbe' ile devrilmeden önce, Adnan Polat için 'G.S. kulüp başkanlık koltuğunu işgal altında tutan zat!' diyordu, J.R!
Bu durumda, Ünal Aysal, 'o koltuğu (bir yıl önce) işgalden kurtarmış' oluyordu!
Vaktiyle, (1970-72) Koç Holding bünyesinde çalışan Ünal Bey'in, Vehbi Koç'un damadı İnan Kıraç için vazgeçilmez bir isim olduğunu söylemeye gerek var mı?
Ünal Aysal, MİT eski müsteşarlarından Şenkal Atasagun'un da 'kanka'sıdır. İkili, Galatasaray'dan okul arkadaşıydı. Atasagun ise Süleyman Demirel'e yakın bir isim olarak biliniyor. 11 Şubat 1998'de MİT Müsteşarlığına getirildiğinde Demirel Cumhurbaşkanı idi.
*
İnan Kıraç, 11 Ekim 2010'da Süleyman Demirel Üniversitesi'nde fahri doktora payesi alırken gözyaşlarını tutamamıştı.
'Baba' ile dostlukları eskidir. İnan Bey, SDÜ'nün akademik yılı açılış töreninde salona Süleyman Demirel ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte girmiş ve 'üçlü' uzun süre alkışlanmıştı. Kıraç ve Kılıçdaroğlu tören öncesinde rektörün odasında bir görüşme yapmışlar ve Süleyman Bey'in gelmesini beklemişlerdi.
Demirel, Isparta'dan Ankara'ya dönerken 'Gandi Kemal'i uçağına almıştı.
Ha, bu arada... Süleyman Bey'in kontenjanından CHP'ye vekil olan isimleri unutalı da çok oldu!
*
Peki, ya...
Kemal Kılıçdaroğlu'nu TESEV kurucusu yapan işadamı İnan Kıraç olabilir mi? (Kemal Bey, başka bir işadamının ismini vermişti; neden acaba?)
Soruları şöyle de sormak mümkün:
Kılıçdaroğlu Projesi'nde İnan Kıraç'ın rolü nedir?
Baykal Operasyonu'ndan üç ay kadar önce Deniz Bey'le görüşmeye gelen işadamı kimdi?
CHP'li Yılmaz Ateş 'Geldi, o ekibi listeye alma dedi, sonra Baykal tasfiye edildi' demişti, ya...
Hepsi 'tesadüf' tabii!
*
İki yıl önce 'Kemal Kılıçdaroğlu yeni Ecevit'tir' diye anons yapan 'Yerli Leon' Baykal'ın istifasının ardından şöyle yazmıştı:
'Deniz Bey yat satın aldı, bir sahil kasabasına yerleşiyor, siyasetten tamamen çekiliyor!'
Baykal, iddiaları yalanlıyor; gönderdiği tekzipte J.R'ın 'hayal teknesi'ne bindiğini söylüyordu!
Demek ki...
İnan Kıraç'ın 'Güvenilir kaynaklardan öğrendim, CHP birinci parti çıkacak!' şeklindeki kehanetini de J.R.'ın hayal teknesine bindirmemiz gerekiyormuş!
12 Haziran 2011 genel seçimi öncesinde başka ne olmuştu? İngiliz The Economist dergisi 'CHP'ye oy verin' çağrısında bulunmuştu!
Peki, derginin Türkiye temsilciliğini yürüten kadın yazar, hangi gazetede yazıyor?
'Yerli Jean Reno'nun yönettiği gazetede!
The Economist defalarca 'Türkiye için IMF anlaşması kaçınılmaz' diye yazmıştı, unuttuk gitti...
Merkez Bankası'nın eski başkanı Gazi Erçel mi?
O günlerde sütununda ısrarla 'IMF ile anlaşma şart!' diye (Aynen Mustafa Koç gibi) tutturmuştu da; Ankara IMF'ye 'Elveda' deyince pek üzülmüştü.
Gazi Bey'e gazetesinde köşe açan da...
'Hayal Teknesi'nin kaptanı J.R.'dı! (Tamer Korkmaz)
Not:Yerli leon-J.R=Fatih Altaylı'dır (Ş.A)